Av. Meryem Şinayi CanLaw Department
Makale — Bilişim Hukuku

Alfa Kuşağı Özelinde Bilişim Suçlarının Değerlendirilmesi

Av. Meryem Şinayi Can31 dk okuma

Giriş

İnsanoğlunun var oluşundan bu yana ihtiyaçları hep çeşitlilik arz etmiştir. Öyle ki imkânları arttıkça bu ihtiyaçlar azalması yerine sürekli olarak artmaya devam etmiştir. Bu ihtiyaçlarının bir kısmını elden, zamanla ise imkânların artmasıyla bir kısmını da dijital yollardan aldığı olmuştur. İhtiyaçların manuel değil de artık dijital olarak karşılaması bilişimin de önemini kat be kat artırmıştır.

Bilişim, tabi ki sadece ihtiyaçları karşılamamakta, çeşitli alanlarda konfor ve kolaylığı sağlamaktadır. Bütün bunlarla beraber, içinde bulunduğumuz enformasyon çağında bilişim büyük bir hızla değişip dönüşüme uğramakta ve toplumsal yasaların dönüşümü bu hızın gerisinde kalmaktadır. Şüphesiz bu sürece en hızlı adapte olan kesim 2010 yılından sonra doğanlar olarak adlandırılan alfa kuşağıdır. Peki, alfa kuşağını bekleyen tehditler nelerdir? Bu tehditlerin başında, bilişim alanındaki gelişmelerin ve teknolojik imkânların doğurduğu yeni suç türleri gelmektedir. Toplumsal bilinç ve farkındalık eksikliği ise bir başka tehdit unsurunu oluşturmaktadır. İçinde bulunduğumuz yapay zekâ çağındaki mevcut hukuk sistemimiz, mahmurlaşmış ve hızla yöntem değiştiren bilişim suçları karşısında hantal ve yetersiz bir görünüme bürünmüştür.

Bu çalışmanın amacı; mikro çerçevede alfa kuşağının maruz kaldığı bilişim suçlarını ele almakla birlikte, makro olarak da Türkiye'nin bilişim suçları alanında ulusal ve uluslararası çerçevedeki hukuki boyutunu incelemektedir.

Bilişim Sistemlerinin Gelişim Tarihçesi, Bilgisayar ve İnternet ile İlgili Kavramlar

Bilgisayar; mantıksal veya aritmetik olarak nitelendirilen işlemlerden oluşan bir çalışmayı evvelden kendisine sağlanmış programa göre yapan ve sonuçlandıran elektronik özellikteki bir araçtır.

1833 yılında Charles Babbage tarafından geliştirilen abaküsün makineli hali, günümüz bilgisayarının temelini oluşturmuştur. Basit işlemleri yapan bu makine 1944-1945 yıllarında dijital hale bürünmüştür. 1965 yılından sonra hızlanan gelişmelerle birlikte kişisel bilgisayarlar üretilmiş ve toplumun ayrılmaz bir parçası, dinamiği haline gelmiştir. Özellikle covid-19 sürecinden sonra dijitalleşme çağ atlamış, böylece insanın dışarı çıkarak yaptığı pek çok iş çevrimiçi olarak yapılabilir hale gelmiştir. Eğitim, ticaret, kamusal ve hukuki işlemler gibi pek çok yerde kullanım alanı bulmuştur. Bu farklı alanların kullanım yeri olması sebebiyle önü alınamaz ilerlemeler dijital suçları da beraberinde getirmiştir. Bilişim alanında işlenen suçların çoğu bilgisayar tabanlıdır. Bu suçların takibinin zorluğunu artıran en önemli faktör ise, bu tür suçların ulusal bazda kalmayıp sınır ötesine taşınabiliyor olmasıdır. İnternet ağının derinliği, bilişim suçlarının yaygınlaşmasında etkilidir.

Ağlar arası anlama gelen internet; aslında inter (arasında) ve net (ağ) kavramlarının bileşimidir. Bir başka tanımlamaya göre ise; "tüm bilişim araçlarının ya da tüm bilgisayarların bir sınırlamaya tabi olmaksızın birbirlerine bağlanmasını sağlayan ağ yapısıdır." diyebiliriz.

Toplumsal yaşamı köklü şekilde etkileyen internetin tarihçesine baktığımızda, ilkin karşımıza ARPANET çıkar. ARPANET; ilk bilgisayarlar arası ağ olup günümüz internetinin öncüsüdür. İlk kullanım alanları arasında üniversiteler ve araştırma birimleri yer almıştır. Zamanla daha da geliştirilerek ileri seviyelere ulaşmıştır. 1970'li yıllara gelindiğinde ise e-posta dönemi başlamıştır. Yirminci yüzyılın sonlarına doğru da artık günümüzdeki haline ulaşmıştır. Bugün internetsiz birkaç saniye dahi düşünülemez hale gelinmiş olup, yokluğunda tüm sistemler yavaşlamakta ve insanlar üzerinde gerginlik, agresiflik gibi farklı psikolojik yansımaları gözlemlenmektedir. İnternetin sosyolojik ve psikolojik yansımaları şu an için bu makalenin konusu olmamakla birlikte üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken başka bir konu olduğunu belirtmekte yarar vardır.

Türkiye'de internet kullanımı 1993 yılında başlamıştır. İnternet çağına öncülük eden kurumlar ise TÜBİTAK, ODTÜ ve EGE Üniversiteleri olmuştur. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de büyük bir hızla yayılım gösteren internet kullanımı TÜİK verilerine göre 2020 yılının Ocak ayında %79'lara kadar ulaştığı görülmüştür.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıklamış olduğu bu veriler, bize açıkça internet kullanımının varmış olduğu ciddi oranları göz önüne koyarak bilişim hukuku alanında düzenlemeler yapılması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca uluslararası alanda devletler gelişmeleri hukuklarına nasıl entegre ettiklerini inceleyip bu konuda sıkı takip etmelidir.

Bilgisayarlar komut zincirleri ile çalışır. İstediğimiz işlemleri yapması için verdiğimiz bu komut kodlarına 'program' deriz.

Başka bir kavram olan 'bilgisayar verisi'; en yalın haliyle bilgisayara girilen bilgi demektir, diyebiliriz. Bu bilgilerin bilgisayar aracılığıyla işlenmesiyle veriler oluşur. Üzerinde işleme, saklama, yeniden yapılandırma gibi işlemler yapılabilir.

Son olarak 'donanım ve yazılım' kavramlarını ele alacağız. Donanım kavramının ayrılmaz bir parçasıdır yazılım. Donanım; bilgisayarı oluşturan bölümlerin adıdır. Yani elle tutulur fiziki ve elektronik parçalardır (ekran kartı, RAM, klavye, mouse (fare) vb.). Yazılım ise; donanımların çalışmasını sağlayan unsurdur yani bir diğer söylemle kodlardır.

Bilişime dair genel hatlarıyla temel kavramlardan yukarıda bahsettiğimiz üzere bazılarına böylece değinmiş olduk. Şu bir gerçek ki, internet artık hayatımızın her alanını ahtapotun kolları gibi sarmış durumda. Bu da kişisel hakların korunma ihtiyacını bilişim alanında da ortaya çıkarmıştır. Gerek kişisel olarak gerekse devletler bazında hakların korunma ihtiyacı fazlasıyla önem arz etmektedir. Çünkü devletler de sistemlerini bilişime entegre etmiştir.

Eskiden devlet dairelerinden yaptırabileceğimiz pek çok işlemi şu anda telefonlarımızdan yapabilir haldeyiz. Bunun en güzel örneklerinden biri e-devlet uygulamasıdır. Ülkemizde 2000'li yılların başında hizmete girmiş olan e-devlet sayesinde, vatandaşlara sağlanan hizmetler bilişim ortamlarında devlet tarafından sağlanabilmektedir.

Teknolojik her kolaylık beraberinde bir tehdit unsurunu da doğurur. E-Devlet gibi elektronik ortamda sağlanan işlemler beraberinde veri güvenliği tehdidini de doğurmuştur. Bu durum pek çok hukuki düzenlemeye gidilmesine neden olmuştur. 2016 tarihinde uygulama alanı bulan "E-Devlet Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Usul ve Esas Hakkındaki Yönetmelik" yasal düzenleme bu hususta yine bir örnek teşkil etmektedir.

Bilişim ve Bilişim Sistemleri ile İlgili Kavramlar

Türk Dil Kurumu (TDK) bilişimi; bir bilim dalı olarak görmekte, bilginin elektronik cihazlar aracılığıyla bir düzen ve akla uygun biçimde işlenen bilim olarak ifade etmekte, ayrıca bilgiyi, onu saklamayı, erişimi, işlenmesini, aktarılmasını ve kullanımını insanlığın faydasına olacak şekilde incelenmesini önemle belirtmektedir.

Başka bir tanımda bilişim için; "sosyal, siyasal, toplumsal, ekonomik ve en nihayetinde de teknik alanlardaki iletişimde kullanılan bilginin, hayatımızın neredeyse her alanında ihtiyacımızı gören bilgisayarlar vasıtasıyla bir düzenli sistemle ve akla uygun şekilde işlenmesini, düşünce sürecinin yapay şekliyle yeniden üretilmesini, depolanmasını ve kullanıcıların erişimine açık ve hazır bulunması" şeklinde ifade eder.

Daha farklı bir tanımlamayla bilişim; "çeşitli aşamalar için gerekli kuram ve yöntemlerden geçen bilgiyi kaynağından alıp kullanıcıya aktaran, sibernetik, otomasyon ile insanın çalışma çevrelerindeki yerinde ve zamanında kullanılan teknolojileri temel alan bilgi sistemlerini, şebekelerini, süreçlerini ve etkinliklerini" kapsar.

Şu var ki; eski mevzuatımızda bilişim terimi ile alakalı net bir ifade bulunmamakla birlikte; "bilgilerin otomatik olacak şekilde işleme tabi tutmuş bir sistem" şeklinde yüzeysel bir açıklama yapmakla yetinmiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu'nda ise tanımdan biraz daha detaya inerek; "bilişim sistemlerini toplanıp yerleştirildikten sonra verilerin otomatik olacak şekilde, işlemlere tabi tutma olanağı veren manyetik sistemler" olarak ifade edilmiştir.

Bu tanımlamalara binaen bilişim sistemleri, aslında bilginin dijital hali olan verinin işlenmesini, saklanmasını ve dağıtılmasını sağlayan sistemlerdir diyebiliriz.

Gerek hukuksal metinlerden gerekse doktrinde, bilişim sisteminin açıklanmasında karşımıza çıkan ortak sözcükler genel olarak; verilerin işlenmesi, saklanması, bilgisayar, bilgi, veri vb. kavramlardır. Elbette kartopu gibi devinimsel bir hızla ilerleyen teknoloji çağında bilişimi açıklamada bu kelimeler yeterliliği sağlayamamaktadır. Amacımız sadece say ocağının temel kollarını yerleştirip üzerine alfa kuşağının bilinçli yahut farkında olmadan bilişim suçlarına nasıl karıştığı ve maruz kaldığını açıklamaktır. Bu çerçeve ile ilkin bilişim kavramının tanımlamalarını incelemiş olduk.

Bilişim Suçunun Tanımı, Tasnifi ve Önemi

Bilişim Suçunun Tanımı

Literatürde kesin bir uzlaşı olmamakla birlikte bilişim sistemlerinin kullanılması yoluyla işlenen suçlar olarak tanımlayabileceğimiz bilişim suçu kavramı, bilgi teknolojilerinin hızla gelişimi ile birlikte evirilmekte ve tanımlamayı farklı şekillerde yapmaya bizleri zorlamaktadır. Bu bağlamda gelişmelere paralel olarak suç tipleri ve suçun işleniş yöntemleri de sürekli değişime uğramıştır. İnternet suçları, bilgisayar suçları, bilişim suçları gibi adlandırmalar yapılmakla birlikte en kapsayıcı kavram bilişim suçları tabiridir.

Bilişim suçlarına karşı hukuksal düzenlemeler yapılmakla birlikte hızlı değişimi hukuk normlarının yakalama hızı bir hayli yavaştır. Bu nedenle hukuksal düzenlemeler suçlar karşısında yetersiz kalmakla beraber hantaldır da. Bundan yirmi yıl öncesinde bilişim denildiğinde akla gelen bilgisayar ve internet iken, şu an da bu kavrama en çok kullandığımız hatta bağımlılık gibi sorunları da beraberinde getiren mobil telefonları ekleyebiliriz. Böylece suçun yayılma hızı ve şekli de değişmiş; artık sosyal medya, dijital platformlar üzerinden çok farklı suç türleri ortaya çıkmıştır. Erişilebilirlik suçun işlenme lokasyonunu da dönüşüme uğratmış ve küresel çapta bilişim suçlarının işlenmesine kaynak oluşturmuştur.

Bilişim Suçunun Tasnifi

Bilişim suçlarını yeniden bütünsel olarak ele aldığımızda aslında bu suç türleri elektronik ortamlarda, elektronik araçlarla gerçekleştirilen hukuka aykırı eylemlerdir, diyebiliriz. Bilişim suçlarını tanımlamada yaşanılan farklılıklar tasniflemede de ortaya çıkmıştır. Bu duruma bilişim sistemlerinin büyük bir hızla değişimi neden olmaktadır. Yine de doktrindeki görüşler ortak bir paydada buluşmasa da anlam olarak benzerlik gösteren sınıflandırmalar bulunmaktadır.

Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi'nin getirmiş olduğu tasnife bakıldığında sözleşmenin birinci bölümünde Maddi Ceza Hukuku düzenlemesine yer verilmiştir. Beş başlık altında düzenlenen bilişim suçlarıyla ilgili düzenlemede suç çeşitleri; "bilgisayar veri ve sistemlerinin gizliliğine, bütünlüğüne ve kullanıma açık bulunmasına yönelik suçlar, bilgisayarla ilişkili suçlar, içerikle ilgili suçlar, telif haklarının ve benzer hakların ihlaline ilişkin suçlar ve sözleşmede sayılan suçlara yönelik teşebbüste bulunmak" şeklinde sıralanmıştır.

Bu başlıkların alt metinlerinde örneğin bilgisayarla işlenen suçlar bölümünde suçun bilgisayar aracılığıyla işlenmesi açıklanmıştır. Sahtecilik gibi suç fiillerine değinilmiştir. Yine bir başka başlık olan içerikle ilgili suçlar metninin içeriğinde ise suçun içeriğinin düzenlenmesi amaçlanıp özellikle çocuk pornografisinin engellenmesi için önlemler alınmıştır.

Söz konusu Sözleşmede; "Avrupa Ekonomik Topluluğu Uzmanlar Komisyonunun bilişim suçlarına yönelik tanımlama ve tasnifine göre bilişim suçları; bilgileri otomatik işleme tabi tutan veya verilerin nakline yarayan bir sistemde gayri kanuni, gayri ahlaki veya yetki dışı gerçekleştirilen her türlü davranış" olarak tanımlanmıştır. Buna göre; bilgisayardaki verilere girme, bozma, silme ve yok etme suçu, bilgisayar sistemlerine dolandırıcılık amacıyla girme suçu, bilgisayar sistemlerini engelleme suçu, maddi kazanç amacıyla bilgisayar sahibinin haklarına zarar verme suçu ve sisteme hukuka aykırı şekilde müdahalede bulunma suçu şeklinde tasnif edilmektedir.

Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler Komisyonunun ortak raporunda; bilişim suçlarını altı başlık şeklinde bir ayrımla düzenlemiştir. Bu sınıflandırmaya göre bilişim suçları; bilgisayar kullanılarak sahtecilik suçu, bilgisayar sistemlerine ve servislerine yetki olmadan erişme ve dinleme, bilgisayarların sabote edilmesi, bilgisayar kullanarak dolandırıcılık suçu, kanun tarafından korunan bir yazılımın izin alınmadan kullanılması suçu ve yasaya aykırı yayınlar olmak üzere altı başlık altında tasniflenmektedir. Şimdi bunlara özetle değinelim.

Raporda altı başlık halinde düzenlenen suçların içeriklerine kısaca bakıldığında; ilk maddede açıklanan suç türü, başka bir kişinin yahut kurumun bilgisayar sistemlerine yasal olmayan programlar ile izinsiz şekilde girilmesi şeklinde açıklanmıştır. Türk Ceza Kanunu'nda da bu madde özelinde suç tanımlamasına yer verilmiştir.

Raporun ikinci başlığı olan bilgisayarların sabote edilmesi ayrımında ise; yine bilgisayar sistemlerine yasal olmayan yollardan girilerek bilgilere kasıtlı olarak zarar verilmesi suçudur. Bu madde yetkisiz erişim nedeniyle oluşan suç başlığı olarak düzenlenmiştir.

Raporun üçüncü başlığında; bilgisayar kullanarak dolandırıcılık suçu düzenlenmiştir. En yaygın suç türünü bu kategori oluşturmaktadır. Örneğin kredi kartı bilgilerinin çalınması, kopyalanması, sahte hesaplar ile yasal olmayan şekilde hesaplara erişilip haksız kazanç elde edilmesi bu suç türüne girmektedir.

İnternet üzerinden alışverişlerin yaygınlaşması da hesap bilgileri güvenliğini zorlaştıran bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün çok basit işlemler örneğin market alışverişi için bile insanlar sanal uygulamaları kullanıyorken çok daha büyük meblağları içeren kamusal faaliyetler için de internet hesapları kullanılmaktadır.

Bilgisayar kullanılarak işlenen dolandırıcılık suçu gibi bilgisayar kullanılarak işlenen sahtecilik suçu da günümüzde en yaygın suçlar arasındadır. Bu suç türünde; telefon veya mail adresleri üzerinden kişilere ulaşılarak bilgi edinilip elde edilen verilerle haksız kazanç elde edilmektedir. Emniyet adına yapılan sahte telefon aramaları veya bankalar adına konuşmalar, bu doğrultuda açılan sahte sosyal medya hesapları bu suç türünde kullanılan yöntemlerden bazılarıdır. Her ne kadar Türk Ceza Kanunu'nda bunlar suç olarak düzenlenmiş olsa da veya vatandaşlara özellikle emniyet, iç işleri bakanlığı gibi kurumlardan bilinçlendirme mesajları gönderiliyor olsa da, kişiler bu suç türü ile kandırılabilmektedir. Öyle ki her eğitim seviyesinden ve meslek dalından insanlar farkında olmadan bu sahtecilik suçunun mağduru olabilmektedir.

Beşinci başlık; koruma altında olan bir yazılımın izin alınmadan kullanılmasıdır. Bu suç türünde de var olan bir yazılımın mülkiyet sahibinin izni olmadan çalınması, kullanılması ya da çoğaltılması şeklinde bir yasal olmayan bir yöntem izlenmektedir.

Raporun sınıflandırmasında son suç olarak; yasaya aykırı yayınlar düzenlenmiştir. Bu ayrıma göre; suç yasaya aykırı olan yayınların veya bilgilerin bilişim sistemleri kullanılarak yayılması şeklinde oluşmaktadır.

Komisyonun Ortak Raporundaki bilişim suçları ile ilgili tasnif ve açıklamalardan başka Birleşmiş Milletlerin Brüksel'de düzenlediği bir kongrede, bilişim suçları ele alınıp bir tanımlama yapılmıştır. Bu tanımlamaya göre; bilişim suçlarını bilgisayar ağlarında gerçekleşen haksız fiiller ya da bilgisayar ağlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılar ve fiiller olarak tanımlanmıştır. Bilişim suçlarını dar anlamda sistemlerin güvenliğine yönelik saldırı suçları olarak ele alırken, geniş perspektifte ise bilişim sistemlerinde meydana gelen her türlü hukuka aykırı fiillerdir, şeklinde belirtilmektedir.

En önemli bir başka açı olan Türk Ceza Kanunundaki bilişim suçları tanımını ve tasnifini ele alacak olursak; bilişim suçu tabiri ilk olarak 1991 yılında düzenlenmiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu'nda ise bilişim suçları daha geniş düzenlenmiş olup yeni sınıflandırmalar getirilmiştir. Bilhassa Türk Ceza Kanunun 243, 244 ve 245. maddeleri bilişim suçlarına yönelik düzenlemeleri içermektedir.

Türk Ceza Kanunu'nda bilişim suçları ile ilgili olarak 243. maddede; bilişim sistemine girme kenar başlığı ile düzenlenmiş olup bahsi geçen maddede; "Bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir; tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir; bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; bilişim sisteminin kendi içinde veya bilişim sistemleri arasında veri aktarımını gerçekleştiren, sisteme girmeksizin teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" yönünde ifadelerde bulunulmuştur.

Şüphesiz burada kanun koyucunun amacı bilişim sistemlerinin etkin bir şekilde kullanılabilmesini sağlamaktır. Bu maddede üzerinde durulan suç bilişim sistemlerine girme olup meydana gelme şekli ise sistem sahibinin rızası ve izni olmaksızın erişim sağlanması ile gerçekleşir. Daha önce de belirttiğimiz üzere bilişim suçlarının en yaygın işlenen türüdür. Bu kadar yaygın olmasındaki ana etken suçun tek başına işlenebildiği gibi başka suçların işlenmesi için de aracı olabilmesidir.

Türk Ceza Kanunundaki; "Topluma Karşı Suçlar" bölümünde, bilişim suçlarının düzenlenmesindeki iki amaç olduğu görülür. İlk amaç; elbette bilişim sistemlerinin korunmasıdır. Bir diğer ve önemli amaç ise; bilişim sistemlerinin korunmasıyla bireylerin menfaatlerinin korunmasıyla beraber toplumsal düzenin sağlanmasıdır. Görüldüğü üzere kanunda hem sistem güvenliğine hem de toplumsal düzene önem atfedilip düzenlemeye gidilmiştir.

Türk Ceza Kanunu 243. maddesine bağlı olarak çeşitli Yargıtay kararları mevcuttur. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir. Söz konusu kararlar farklı yönde olup, böylece bilişim suçlarında delillerin özellikle de dijital delillerin önemi bir kez daha ortaya konmuştur. Nitekim farklı yönde kararların olmasının en büyük sebebi, bu dijital delillerin doğru ve tam şekilde elde edilememesidir. İlişkili TCK madde 243'e binaen örnek Yargıtay kararları şunlardır:

2014 yılındaki bir Yargıtay kararında; "işyerinden ayrıldıktan sonra şirkete ait bilgisayar programına girdiğini kabul eden sanığın, farklı vakitlerde bu programa girdiği delillerle anlaşılması üzerine, sanığın işbu fiilinden dolayı, bilişim sistemine izinsiz girme suçundan cezalandırılmak yerine dosya içeriğiyle bağdaşmayan izahlarla beraat kararı verilmesi…" şeklinde ifade edilmiştir. (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 04.06.2014)

Yargıtay'ın 2012'deki bir kararında; "sanığın işyerinde çalışıyorken görevinden dolayı kullandığı internet şifresini işten ayrıldıktan sonra izinsiz şekilde kullanmaya devam etmesi, işyerine ait bilişim sistemine girmesi, orada kalmayı sürdürmesi, işyerine ait bilişim sistemine bu şifre ile girip işyerindeki personellere münhasır mailleri kendine ait kurduğu siteye yönlendirmesinden dolayı sanık, bir bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek ve orada kalmaya devam etmek suç unsurları gerçekleşmesinden dolayı mahkumiyetine karar verilmesi yerine yazılı şekilde beraatine hüküm kurulması…" şeklinde ifade edilmiştir. (Yargıtay 11. Ceza Dairesi 19.03.2012)

Yargıtay'ın 2018'deki kararında; "sanık, şikâyet sahibinin hesabına giriş yapmış ve bu durum tespit edilmiş olmakla birlikte, kanıt olarak e-mail şifresinin değiştirilmesine dair herhangi bir delil bulunamamış, böylece sanığın sadece giriş yaptığı ve kalmayı sürdürdüğü bahisle bu fiili TCK'nın 243/1. maddesi kapsamındaki suçu meydana getireceği yerine…" şeklinde ifade edilmiştir. (Y. 8. C.D. 07.02.2018)

Bir başka Yargıtay'ın 2016'daki kararında ise; TCK'nın iki suç türünün farklı yorumlanmak suretiyle karıştırılarak farklı madde türünde ceza verildiği hatta öyle ki bu cezanın da fazla verildiği anlaşılmaktadır. Bahsi edilen kararda; "arkadaşlıkları biten iki kişiden biri olan sanığın diğerinin kullandığı elektronik posta adresine izinsiz şekilde birçok kez girdiği bu fiili TCK'nın 243/1. maddesindeki bilişim sistemine girme suçunu oluşturması gerekirken mahkemenin sanık hakkında TCK'nın 244. maddesinde düzenlenen sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçundan hüküm verdiği ve sanık hakkında fazla ceza verdiği…" şeklinde ifade edilmiştir. (Y. 12. C.D. 13.01.2016)

Türk Ceza Kanunun 244. Maddesinde; "bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; sistemdeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında arttırılır; bahsi edilen tüm bu fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendi ya da bir başkasının menfaatine haksız çıkar elde etmesi başka bir suç oluşturmaması durumunda ise iki yıldan altı yıla kadar hapis veya beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur." yönünde ifade edilmektedir.

İlgili maddedeki düzenlemede kanun koyucunun amacı; aslında bilişim sistemlerine karşı yapılması muhtemel suçları engellemektir. Günümüz çağı düşünüldüğünde bu sistemlerdeki en ufak aksaklıklar gündelik yaşamı etkilediği gibi küresel bir krize de dönüşme potansiyelini içinde barındırmaktadır. Bu nedenle sistemlerin güvenliği için alınan önlemler ve caydırıcı bir unsur olan cezalar önem arz etmektedir. Sadece Türk Hukuk sistemimizde değil küresel çapta düzenlemeler mevcuttur ve bu düzenlemelere devletler ulusal hukuk sistemlerinde de yer vermişlerdir. Örneğin Türk Ceza Kanunundaki bu düzenlemeler Avrupa Siber Suç sözleşmesi ile de paralellik göstermektedir.

Yine benzer şekilde yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Türk Ceza Kanunu 244. maddesine bağlı olarak çeşitli Yargıtay kararları mevcuttur. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir:

Yargıtay'ın 2012 yılındaki bir kararında; "işveren sanığın mağdurenin şifresini bir yolla alması, bu adresten mağdure ile konuşması, kendisinden kontör kartı aldırıp şifrelerinin kendisine gönderilmesini sağlaması, kullandığı telefon hattına yüklemesi fiillerinden dolayı, 'yazılı bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık' suçu oluşması, bu suça bakma ve delilleri takdir etmenin ağır ceza mahkemesine ait olması gerekirken görevsizlik kararı verilmemesi, yargılamaya devam edilmesi…" şeklinde ifade edilmiştir. (Y. 8. CD 24.12.2012)

Yargıtay'ın 2014 yılındaki bir kararında; "sanığın, tanık tarafından işletilen bir internet kafeye giderek burada bulunan bilgisayarlardan biriyle yaptığı internet bankacılığı işlemleri ile, katılana ait banka hesabına katılanın bilgi ve rızası dışında girip hesaptaki döviz ve hazine bonolarını bozdurması, hesaptaki nakit parayı da kullanması ve kendi adına açtığı hesaba havale yoluyla aktardıktan sonraki tarihlerde paraları kısım kısım çekmesi ve bu fiilleri 'bilişim sisteminin kullanılması suretiyle hırsızlık' suçunu oluşturması gerekirken, fiilin nitelendirilmesinde hataya düşülerek Kanunun 244. Maddenin 4. fıkrası ile hüküm verilmesi…" şeklinde ifade edilmiştir. (Y. 6. CD. 27.05.2014)

Yargıtay'ın 2013 yılındaki bir kararında; "sanıkların, katılanlara ait işyerindeki kullanımlarına bırakılan bilgisayarlardan, şirketlerin faaliyet alanları sebebiyle gelen e-mail tekliflerini ve müşteri portföylerini kopyalayarak şahsi mail adreslerine aktarmaları, mevcut bilgisayarlardan bu teklif e-maillerini silerek daha sonra kendilerinin ortak olarak kurdukları şirketlere aktarmaları fiillerinin TCK'nın 244/2-4. maddesindeki 'bilişim suçunu' oluşturması gerekirken, sanıkların eylemlerinin aynı Kanunun 155/2. maddesinde düzenlenen 'hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma' suçunu oluşturduğuna dair hüküm verilmesi…" şeklinde ifade edilmiştir. (Y. 11. CD. 18.09.2013)

Türk Ceza Kanunu 245. Maddesine baktığımızda burada Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması ile ilgili suç türü açıklanmıştır. Söz konusu maddede; "kendisine ait olmayan banka hesabını veya kredi kartını ne pahasına olursa olsun ele geçirenlerin veya elinde bulunduranların sahibinin rızası olmaksızın kullanması veya kullandırtarak kendisine veya başkasına menfaat sağlaması durumunda, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır; başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılması; sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılması; sayılan bu fiiller hakkında ceza; ayrılma kararı verilmeyen eşlerden birinin, üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın, aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin zararına olarak işlenmesi halinde ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmayacağı; bu fiillerle ilgili olarak bu kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanacağı…" şeklinde ifadelerde bulunulmuştur.

Türk Ceza Kanunu 245. Maddenin devamına 2016 yılında ekleme yapılmıştır. Burada da; "bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; münhasıran bu bölümde yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır şeklindedir." anlamında hüküm getirilmiştir.

Teknolojik ilerlemenin bilişim sistemlerine yansıması ile neredeyse artık tüm işlemler elektronik ortamlarda gerçekleştirilmektedir. Özellikle ekonominin temel taşlarından olan banka işlemleri de kullanıcılara kolaylık sağlamak amacıyla hızla sistemlerini bilişime entegre etmişlerdir. İşlemlerde sağlanan hız ve kolaylıklar nedeniyle tercih edilen bu durum beraberinde kredi kartının kötüye kullanımı, bilgilerinin art niyetli kimseler tarafından ele geçirilmesi gibi tehditleri de beraberinde getirmiştir. Banka ve kredi kartlarına yönelik suç oranları da paralel olarak artmıştır. Suçun oluşmasında önemli olan kart sahibinden izinsiz kart üzerinden işlem yapılarak haksız yarar sağlanmasıdır. Başkalarına ait kartlarla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartları oluşturulması, kullanılması, satılması, elinde bulundurulması da suç sayılmıştır.

Türk Ceza Kanunu 245. maddesine bağlı olarak çeşitli Yargıtay kararları da mevcuttur:

Yargıtay'ın 2007'deki bir kararında; "sanığın mağdurlara ait banka veya kredi kartları 'reader' denilen bir cihazı kullanarak kopyalayıp satmasından dolayı bu fiili 'sahte kredi kartı üretmek suçunu' oluşturduğu gözetilmeden hüküm verilmesi…" şeklinde ifade edilmiştir. (Yargıtay 2. CD 21.02.2007)

Yargıtay'ın 2004 yılındaki bir kararında ise; "sanıkların site üzerinden ele geçirdikleri kredi kartı bilgilerini kullanarak sanal ortamda alışveriş ediyormuş gibi kart sahiplerinin hesaplarından kendi hesaplarına para transfer etmesi fiillerinde, dolandırıcılık suçunun bulunmadığı fiilin gerçekleştiği bilişim suçu olduğu ve TCK'nın başka maddesi uyarınca hüküm verildiği…" şeklinde ifade edilmiştir. (Yargıtay 2. CD 25.8.2004)

Bilişim suçlarını açıklayıcı mahkeme kararları çoğaltılabilir. Özellikle Türk Ceza Kanunu madde kapsamında çok çeşitli vakalar görmek mümkündür.

Bilişim Suçunun Alfa Kuşağına Yansımaları

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bilişim sistemlerinin yaygınlaşması daha pek çok ve birbirinden farklı yöntemlerle suç işlenmesini mümkün kılar hale gelmiştir. Bilişim suçlarının gerek tanımlamasında karşılaşılan zorluklar gerekse sınıflandırmada zorlanılması devamlı değişime ve gelişime açık bir alan olmasından kaynaklanmaktadır. Hukuksal düzenlemelerin uyarlama hızının geri kalması da bu nedenledir.

Bilgi dünyasındaki değişim ve dönüşüm durdurulamayacağına göre hukuksal metinlerin oluşan suç olaylarına yönelik maddelerinin revize edilme süreçleri belki de daha hızlı olmalıdır. Bilişim sistemlerinin gelişim hızı ile hukuksal yapılanma hızı paralel olarak tutulabilirse, hak kayıpları daha aza indirgenip yaşanan mağduriyetler azaltılabilir. Elbette bu konuda en önemli vurgulardan biri de vatandaşların bilişim sistemlerini kullanım konusunda bilinç ve farkındalık seviyelerini arttırmaktır. Biliyoruz ki alfa kuşağı bu entegrasyona çok hızlı adapte olabiliyorken eski kuşaklar hâlâ bu sistemleri doğru kullanımı noktasında sorun yaşayabilmekte ve suç mağduru olarak daha çok zarar görebilmektedirler. Çok katmanlı bilişim sistemleriyle suç işlenmesine gerek dahi kalmadan basit şekilde telefon veya internet yoluyla bireyler kredi veya banka kart bilgilerini bilinçsizce yabancı şahıslara verebilmektedirler. Durum böyle iken toplumun bir bütün olarak bilinç seviyesi yükseltilmesi gerekmektedir. Bir yanda teknolojinin geliştirdiği sistemlere çok hızlı adapte olan alfa kuşağı var, diğer yanda ise ağır aksak gelen bir kuşak. Dengenin sağlanması ve toplumsal zararın minimize edilmesi ancak bütünsel bir yaklaşımla sağlanabilir.

Bilişim suçlarıyla mücadelede uygulamada bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunun temelinde, bilişim suçları diğer suç türlerinden farklılıklar göstermektedir. Özellikle zamandan ve mekândan bağımsız işlenebiliyor olması, tespiti ve delillerinin tespitindeki zorluklar, sınır ötesine taşabilme potansiyeline sahip olması gibi etkenler mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Bunun yanı sıra uluslararası antlaşmalardaki eksiklikler, ulusal mevzuattaki eksiklikler ve yasa uygulayıcılarından kaynaklanan sorunlar nedeniyle süreç yavaş ilerleme göstermektedir. Suçun oluşum yöntem ve teknikleri farklılık göstermeye uygun olduğu için yasa uygulayıcı konumdaki kişiler konu hakkında yetersiz kalabilmektedir.

Teknik sorunlar da, yine bilişim suçlarıyla mücadelede yaşanan bir başka sorunu oluşturmaktadır. Bu bölümü daha rahat açıklamak için siber suçları geleneksel suçlardan ayıran farklılıklarına detaylıca bakalım:

İlk şunu bilmeliyiz ki; bilişim suçları geleneksel suçlarla benzerlik gösterdiği kadar farklılık da gösterir. Buradan hareketle bilişim suçlarının mekândan bağımsız olduğunu dile getirmiştik, yani işlenen bir siber suç başka ülkenin sınırları içerisinde sonuç doğurabilmekte bu da delil toplama zorluğuna neden olmaktadır. Yasal mevzuatlardaki boşluklar suçların daha kolay işlenebilmesine zemin oluşturmaktadır. Mekândan bağımsız olabilmesi, siber suçları işleyenlerin birbirlerini hiç tanımayan hatta farklı ülkelerden insanların gruplar oluşturarak bir araya gelmesi yoluyla da işlenebilmektedir. Bu grupları bir araya getiren genelde ekonomik nedenler olup diğer suç örgütleri gibi bir yapılanma göstermemektedir. Bu durum karşılaşılan bir başka farklılığı ve beraberinde taşıdığı zorluğu oluşturmaktadır. Büyük çaplı bilişim suçlarının ortaya çıkması için, devasa boyutta bilgilere gerek yoktur. Bireylerin sınırlı kapasitedeki donanımları da bazen büyük suçların oluşumu için yeterlidir.

Bilişim suçunu geleneksel suçlardan ayıran etkenlere baktıktan sonra bireyleri bu suçları işlemeye iten nedenleri de inceleyelim:

İlk bilişim suçu olarak söyleyebileceğimiz olay 1966 yılında gerçekleşmiştir. Bu olayın kamuoyuna yansımasında kullanılan gazete manşeti; "bilgisayar uzmanı banka hesabında tahrifat yapmakla suçlanıyor" şeklinde olmuştur.

Çeşitli nedenlerle bireyler bilişim suçlarına yönelim gösterebilmektedir. Kişisel nedenler ya da ceza almama düşüncesi nedeniyle bilişim suçları işlenebilmektedir. Kişisel nedenler çoğunlukla ekonomik nedenlerden kaynaklanmamaktadır. Kişisel tatmin, haz alma, çevreye kendini kanıtlama, merak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Hatta suç işlerken yaşanılan heyecan duygusu dahi bireyleri bilişim suçuna iten bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Suç işlendikten sonraki süreçteki algılar da şu şekilde olabilmektedir. Delil toplamadaki yetersizlikler ve zorluklar ceza almama düşüncesini güçlendirmektedir. Ayrıca siber suç işleyen kişilere güvenlik birimlerinin ulaşamayacağı kanısına varmaları bir başka etkendir. Ulaşılsa dahi suçu işleyen kişi asıl kendisinin mağdur olduğunu iddia edebilmektedir ki, bu alanın ne kadar suiistimale uygun olduklarını bilmektedirler. Kimliklerini gizleyebilmeleri de bir başka suça yöneltici etken olarak ortaya çıkmaktadır.

Bilişim suçlarını işleyebilmek belirli düzeyde bilgi ve donanım gerektirmektedir. Teknoloji çağında yaşayan bireylerin hemen hemen hepsi en az akıllı telefon kullanım düzeyinde bilgiye sahip olsa da bu bir siber güvenlik suçu işlemek için yeterli bir donanım oluşturmamaktadır. Araştırmalara göre bilişim suçu failleri genç ve eğitimli, teknik bilgiye sahip insanlardan ortaya çıkmaktadır. Kişisel bilgisayarların yaygınlaşması da bilişim suçunun araçlarını yaygınlaştırmaktadır. Gelişmeler bilgilere ulaşımı kolaylaştırmış olsa da yine de günlük bilişim sistemi bilgisiyle siber sulara karışmak yeterli değildir. Bireylerin yatkınlık ve yetenek düzeyi de göz önünde bulundurulması gereken bir faktördür. Özellikle yüksek güvenlik önlemleri ile korunan kurumların sistemlerine ulaşmak gerekli donanımı en üst seviyede istemektedir.

Bilişim suçu failleri, genellikle hukuki caydırıcılıklardan etkilenmemektedirler. Çünkü kendilerini hedef alınan kurumdaki yetkililerden daha donanımlı olarak görmektedirler. Gerek sistemin açıklarıyla dalga geçerler gerekse kendi yeteneklerinin üstünlüğünü ispatlamak için bunu yaparlar. Bu yönde cezalar kendileri için caydırıcı faktör olarak görülmediğinden, cahil cesaretlerine devam ederler. Aslına baktığımızda, failleri bilişim suçlarına iten nedenleri incelediğimizde, genel hatlarıyla bilinçli bir kitlenin davranışları daha çok göz önüne çıkmıştır.

Tüm bunlara ek olarak; en büyük sorun bilinçsiz diyebileceğimiz ya da daha suç unsurunun farkında dahi olmayan dijital dünyanın çevrimiçi çocukları, gençleri ve daha birçok kesimleri. Çocuklar, tehlikeye en fazla maruz kalan kesimi oluşturmaktadır. Eskiden yerelde mahalledeki tehlikelerle sınırlıyken şimdi tablet, telefon, bilgisayar aracılığıyla dünyanın X ülkesinde Y isimli vatandaş evimize rızamız dışında kolayca erişim sağlayabilmektedir. Evimizin giriş kapısını bir nevi açık bırakmış gibi oluyoruz çoğu zaman. Bu durum tehlikelerin farkında olmayan çocuklar için tehdit oluşturmaktadır. Çocuk tacizi, istismarı, kaçırma gibi olaylar yaşanabilmektedir. Ayrıca kötü içerikli oyunlar nefret söylemlerini, ırkçılığı, cinsellik, pornografi ve intihara meyletme gibi durumları tetikleyen ciddi bir unsur olarak varlık göstermektedir. Burada doğrudan bilişim suçundan ziyade yani amaç sistemlere zarar vermek olmayıp dolaylı olacak şekilde bilişim suçlarına girmektedir. Yani suçun oluşumunda bilişim sistemleri bir araç olarak kullanılır.

Hukuk sistemleri, doğrudan bilişim suçlarına yönelik ceza yaptırımları düzenlediği gibi dolaylı bilişim suçlarına yönelik de düzenlemeler getirmiştir. Bu minvalde örnek olarak Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesini vermekle birlikte bahsi edilen sözleşmede çeşitli suç türleri ele alınmıştır. Bunlara örnek verecek olursak; çocukların siber tacize ve siber zorbalığa maruz bırakılması, özellikle psikolojilerini olumsuz yönde etkileyecek oyunları oynaması, cinsel içerikli ya da uygunsuz içerikleri hazırlayıp paylaşmaları, çocukları küçümseyen şeylerin paylaşılması, cinsel istismar içerikleri, ırkçı ve nefret dolu reklamlar, terör içerikli fiiller şeklinde bahsedilebilir.

Yukarıda maddelerle sıralanan suçlarda bilişim sistemleri birer araç olarak kullanılmıştır. Türk Ceza Kanunu bakımından dolaylı bilişim suçları ise; "intihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki, hırsızlık, müstehcenlik, insanlığa karşı suçlar, göçmen kaçakçılığı, insan ticareti…" gibi maddeleri sayabiliriz.

Yaygın bir suç türü olan çocuk istismarı Türk Ceza Kanunu'nda özel olarak düzenlenmemiş olup ülkemizin de kabul etmiş olduğu Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesinde bu suç türü hüküm altına alınmıştır. Bu sözleşmede, suçun bilişim sistemleriyle işlenişi ve bilişim sistemleri aracılığıyla çocukların istismarına yönelik içeriklerin üretimi, dağıtımı, iletilmesi, temin edilmesi ve bulundurulması yaptırıma bağlanmıştır.

Yazının bu bölümünde tırnak içi olarak birkaç kavrama daha değinmek istiyorum. Bu kavramlar başlıca siber taciz, siber takip, siber zorbalık ve zararlı çevrimiçi içeriğe maruz kalma. Konuyu daha iyi açıklamak için içerikle ilgili kelime dağarcığımızın çokluğu ve kavramlara hâkimiyet önemlidir.

Öncelikle siber taciz denildiğinde zihnimizde oluşması gereken çağrışım; "kişi veyahut da kişilerin saldırı ve tehdit içerikli davranışlarla, bir kimseye, internet üzerinden çevrimiçi sanal ortamda korkutması ve rahatsız etmesi" şeklinde olmalıdır. Siber takipte ise; "aslında gerçek hayatta olduğu gibi sanal ortamda da takip edinilmesi kişinin kişisel verilerine ulaşarak tehdit etmek ve korkutma yoluyla zorbalık yapmaktır." Siber zorbalık; "sistemli, kasıtlı ve sürekli olacak şekilde zarar vermek, incitmek veya utandırmak maksatlı internet ortamında görüntü, ses ve yazı göndermek, küçümsemek ve alay etmek, kişisel verileri izinsiz şekilde kötü niyetle yaymak gibi fiillerdir. Daha çok sohbet odaları, sosyal medya hesaplarında gerçekleşebilmektedir. Zor duruma düşen kişilerde utanç, aşağılanma duyguları gelişerek bunlar intihara kadar gidebilmektedir. Siber zorbanın kimliği tespit edilebildiği gibi, fake hesaplar veya lakaplar kullanıldığı durumlarda tespit edilemeyebilir öyle ki; kişi mağdurun yakın çevresinden biri de olabilir." Zararlı çevrimiçi içeriğe maruz kalma ise; kişilerin siber zorba tarafından, zararlı yazılımların yani virüslerin çeşitli bağlantılar yoluyla yazılı, görsel veya sesli içerikler karşılaşması hali olmakla birlikte bu tür içerikler; nefreti körükleyen internet siteleri, şiddet içeren video oyunları, dolandırmaya veya kimlikleri çalmaya çalışan ticari siteleri ve zararlı olabilecek şeyleri barındırır.

Bu kavramsal açıklamalardan sonra tırnağı kapatıp makalemizin mikro inceleme alanı olan alfa kuşağı ile bilişim suçları bağlantısını inceleyelim. Alfa kuşağı bütün mensupları 3. milenyumda ve 21. yüzyılda doğmuş tek kuşak olma özelliğini göstermektedir. Alfa kuşağının üyeleri genellikle Y ve X kuşağının çocuklarıdır. Bu kuşak oyuncaklar ve geleneksel medya araçları yerine zamanlarını güncel teknolojik aletler ile geçirmektedir. Bu durum alfa kuşağı bireylerinin içine kapanık olmasına da neden olmaktadır.

Bu kadar yoğun şekilde teknolojiyle bağı olan alfa kuşağının bilişim suçlarına maruz kalması ya da teşebbüs etmesi kaçınılmazdır. Bundan bir on yıl sonrası düşünüldüğünde dünyadaki bilişim sistemlerinin evrimi çok daha ileri düzeylere ulaşmış olup yasalarla engellenmeye çalışılan suçların önü alınamaz hale gelme riski vardır. Bugün dahi yasalar bilişim sistemlerinin gelişiminde ortaya çıkan suçları önleme ve caydırıcılık konusunda yetersiz kalıyorken bir on yıl sonrasındaki süreci tahmin etmek çok zor olmamalıdır.

En mantıksal çözüm yolu toplumsal bilinci arttırmaktan geçmektedir. Dünyada ülkeler bu bilinç seviyesini oluşturmak için çeşitli eğitimler ve aktiviteler düzenlemektedir. Örneğin; Kanada Gizlilik Komiserliği Ofisi özellikle ebeveynlere, internet ortamında mahremiyet ve gizliliği koruyabilmek adına bilinçlendirmek için eğitim sağlarlar. Bu eğitimleri verirken de onların faydalanabilecekleri komik ve eğlenceli etkinlikler tavsiye ederler. Bu etkinliklerden birincisi: Yılanlar ve Merdivenler (Privacy Snakes and Ladders): Görünümleri yılan ve merdiven şeklinde olan oyun tahtasında sıralanmış kareler vardır. Zar atılır, bu çıkan sayı nispetinde karelerde adım atılır; oyunu oynayanlar şifrelerini sağlam kurarlarsa veya sanalda gördükleri kötü bir davranışı bir yetişkine aktarırsa merdivenle tırmanır; şifreyi ya da kendisine ait olmayan fotoğrafı arkadaşlarıyla paylaşırlarsa yılandan kayarak aşağı düşer.

Bir başka aktivite olan Noktaları Birleştirme (Connect The Dots) örneğinde ise; tamamlanmamış bir fotoğrafta rakamlarla numaralandırılmış noktalar bir araya geldiğinde fotoğrafın altında metin görünür ve ilgili kutucukların tiklenmesi beklenmiş olur.

Aslında geniş anlamda düşündüğümüz zaman bilişim suçlarının özellikle uluslararası alanda düzenlemelerinin sebebi; bilişim sistemindeki kişilere ait verilerin gizliliğini ve güvenliğini sağlamaktır. Özellikle çevrimiçi alanda gizliliği hayata geçirmek adına evlerde, çevrimiçi olarak bilginin nasıl paylaşılacağını öğrenmek için güvendiğimiz biriyle çalışılabilir. Kesinlikle dikkat edilmesi gereken husus ise bağlantılardır. Bunlar zararlı yazılımlar barındırarak gönderilen virüslerdir. Bu bağlantılara tıklamadan önce düşünülmeli. Bağlantılara tıklandığı takdirde telefon, bilgisayar ya da cihazlar ele geçirilecek kadar tehlike oluşturabilir. Sanki tarafımızca başkalarına zararlı içerikler gönderilebilir. Fotoğrafları, videoları kaldırmak güç olabilir. İnternet üzerinden tanınmayan ya da güvenilmeyen kişilere çevrimiçi olunduğunda nerede olduğumuz söylenmemelidir. Ebeveyne veya veliye sormadan oyun satın alınmamalıdır. Ebeveyn veya veliye sormadan bir uygulamayı (ücretsiz olsa bile) indirilmemelidir.

Yukarıda bahsettiğimiz etkinlik örnekleriyle çocukların internet ortamında çevrimiçi gizliliği sağlayabilmek adına Kanada Gizlilik Komiserliği Ofisi farklı stratejilerden bahsetmiştir. Bunlar aslında çoğumuzun bildiği kolay fakat uygulamakta zorlandığımız hususlardır. İnternet ortamında bir şeyleri karşı tarafa göndermeden önce düşünmemiz lazım. Sanal ortamda biz veya ailelerimiz görsel veya yazı şeklinde paylaşımlarda bulunmadan önce iyice düşünmek gereklidir. Sanal ortamda hiçbir şeyin kaybolmayacağı ve herkese bir şekilde ulaşabileceği unutulmamalıdır. Sahte hesaplara dikkat edilmeli, bu noktada arkadaşlarımızı iyice bilmeliyiz. Hesaplarınızın şifrelerini asla kimseye vermemeliyiz, bu şifreleri kırılabilmesi güç şekilde oluşturmamız gereklidir. Sosyal medya ortamında iletişiminiz nazik şekilde olmalı. Sanal ortamdaki insanlar hakkında iyi olmayan şeyler söylememek gereklidir.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu ise, uygulama geliştiriciler için çocukların kişisel verileri konusunda bazı uyarılarda bulunmuştur. Bu uyarılardan bazılarını açıklamak gerekirse şunlardır; "gerekli veriler işlenecek şekilde sistem oluşturmalı, çocuğun yaşı onaylanacak şekilde işlem gerçekleştirmeli, işlem için elzem durumlarda gerekirse açık rıza ve bilgilendirme yazılarının ebeveynlere veli ya da vasilere yollanarak onay alınmalı, siber güvenlik konusunda etkin kişilerle çalışılmalı, teknik ve idari tedbirler üst oranda olmalı, çocukların hakları korunmalı ve gözetilmeli, bu konuda bilgilendirmeler sağlanmalı, politikalar geliştirilmeli…"

Bu bilgiler ve örnekler ışığında ebeveynlerin daha dikkatli olup çocukların girdikleri siteleri kontrol etmeleri gerekmektedir. Toplumsal bilinç seviyesi yükseldikçe maruz kalınan suç oranları da azalma gösterecektir.

Sonuç

Teknolojik değişime uyum sağlamak ve hukuki yapılanmaları düzenlemek önemli bir zorunluluktur çünkü teknolojik değişime direnç göstermek manasız ve bir o kadar da zordur. Tüm işlemlerin bilişim sistemleri ile yapıldığı çağımızda güvenlikten kaynaklı mağduriyetlerin yaşanmaması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Açıklamaya çalıştığımız ana sorunlardan biri de hukuki yapılanmaların bu hıza ayak uydurmakta zorlanması olmuştur.

Gerek Türk Hukuk mevzuatında gerekse uluslararası hukuki düzenlemelerde bilişim sistemlerinin değişimi ve dönüşümü sırasında ortaya çıkan suçlara ne gibi düzenlemeler getirilmeye çalışıldığını inceleyip, eksiklikler ve alınması gereken önlemler üzerinde durduk. Hukuk normları çağı yakalamakta yeterli hıza sahip değildir. Bu durum da beraberinde hak kayıplarını ve mağduriyetleri beraberinde getirmektedir. Belki de en çarpıcı örnek internetin mekân ve zaman algoritmasının dışında olabilmesidir. Hukuk normları içinde bulunduğu topluma etki ederken, bilişim suçları devletlerin egemenlik sınırlarının çok ötesine geçebilmektedir. Bu nedenle bilişim suçlarıyla mücadele için devletlerin iş birliği içerisinde hareket etmesi gerekmektedir.

İnternetin ortaya çıkıp teknolojinin ilerlediği ilk zamanlar sanırım bunları tahmin etmek imkânsızdı. Geldiğimiz şu aşamada ise çok daha fazlasının olabileceği hayal etmekten öteye gidip yaşantımıza dâhil olmuştur. Akıllı evler, nesnelerin interneti, akıllı şehirler, robotlar, 3D teknolojisi, VR, AR gözlükler ile oluşturulan Metaverse, insansız pek çok teknolojik yenilik… Fiziki hayat gittikçe sanal ortama taşınır hale gelmektedir. Alfa kuşağı ve sonrasındaki nesil artık dijital bir kimlik ile doğmaktadır. Zamanla her şeyin internet üzerinden yapılmaya dönüşmüş olması örneğin pandemi ile eğitim sistemindeki entegrasyonda bireyleri çevrimiçi kalmaya zorunlu kılmaktadır. Teknoloji kullanımı zihinsel gelişimleri olumlu etkilese de psikolojik olarak risklere karşı savunmasızdırlar. Bilinç seviyesini arttırmak için Kanada gibi bazı ülkeler eğitici oyunlar ile bu farkındalığı arttırmaya çalışmaktadırlar. Ülkemizde de kamusal alanlarda sosyal mecralarda bilişim suçlarına yönelik tanıtım filmleri ile çocuklar ve bireyler için çalışmalar yapılmaktadır.

Çağımızda internetsiz bir yaşam düşünülemeyeceği gibi hukuksuz bir toplum da düşünülemez. Hukuk sistemi ağır ve aksak işlemeye başlarsa orada hak kayıpları yaşanır ve bu durum toplumsal habitatı bozmaya yeterli bir faktördür. Her işte olduğu gibi teknolojinin de topluma entegrasyonunda bilinç dengesi sağlanabildiği takdirde bilişim suçları oranında azalışlar kaydedilecektir. En azından bireyler kendini ve donanımını kanıtlama gibi düşüncelerle suça karışmayacaktır. Yahut siber zorbalık, dolandırıcılık suçlarında bilinçlenme ile azalma kaydedilecektir.

Geleceğin teknolojisinin öngörülemez hızda ve yeniliklere gebe olduğu ön kabulü çerçevesinde ulusal ve uluslararası çerçevede devletler dayanışma ve iş birliği içerisinde hareket etme mecburiyetindedirler. Yaşanabilir teknoloji evreni için barışçıl ve hümanist bir yaklaşım gereklidir. Bu ise hem insanlık hem de evrenin geleceği için önem arz etmektedir. Nitekim güvenli bilişim sistemleri için toplumsal bilincin yanı sıra hukuki korumalar ve felsefi altyapının da oluşturulduğu zeminlerde suç unsurları büyük çaplı boyutlara ulaşmayacaktır.

Kaynakça

AKÇAKAYA Murat, E-Devlet Anlayışı ve Türk Kamu Yönetiminde E-Devlet Uygulamaları, Yüzüncü Yıl Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, sayı 3, 2017.

AKGÖZ Burak Cesur, Türk Ceza Kanunu Kapsamında Bilişim Suç ve Cezaları ile Örnek Yargısal Kararların Analizi ve Mevzuat Önerileri, Bilişim Uzmanlığı Tezi, Ankara, 2018.

ALACA Bahattin, Ülkemizde Bilişim Suçları ve İnternetin Suça Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, 2008.

ALİUSTA Cahit / BENZER Recep, Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi ve Türkiye'nin Dahil Olma Süreci, Uluslararası Bilgi Güvenliği Dergisi, Cilt 4, No 2, 2018.

ALTUNOK Ebru / VURAL Ali Fatih, Bilişim Suçları.

AYDIN D. Emin, Bilişim Suçları ve Hukukuna Giriş, Doruk Yayınevi, 1992.

BARAN DOĞAN HUKUK BÜROSU, Sistemi Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme Suçu TCK Madde 244.

ÇAKMAKKAYA Baki Yiğit / AKPINAR Teoman, Bilişim Suçları ile Mücadelede Karşılaşılan Sorunlar, Balkan ve Yakındoğu Sosyal Bilimler Dergisi, 2018.

DÜLGER Murat Volkan, Bilişim Suçları ve İnternet İletişim Hukuku, Ankara, Seçkin Yayınevi, 6. Baskı, Eylül 2015.

ERDEM Merve / ÖZOCAK Gürkan, Siber Güvenliğin Sağlanmasında Uluslararası Hukukun ve Türk Hukukunun Rolü, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019.

GÖZLER Alpaslan / TAŞCI Ufuk, Sınıf Öğretmenliği Bölüm Öğrencilerinin Bilişim Suçları Bilgi Düzeyleri ve Görüşleri, 2015.

KESİKLİ HUKUK BÜROSU, Bilişim Alanında İşlenen Suçlar — Bilişim Hukuku, 2021.

KURT Levent, Bilişim Suçları ve Türk Ceza Kanunundaki Uygulaması, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2005.

KÜÇÜKKOÇ İbrahim, Algoritma ve Programlamaya Giriş Ders Notları, Balıkesir, Şubat 2022.

ÖZKAYA Pelin, Dijital Dünyada Çevrimiçi Riskler, Bilişim Suçları ve Mağdur Çocuk, 2023.

ÖNDİN Hasan Burak, Türk Hukukunda Doğrudan Bilişim Suçları, Eskişehir, 2017.

ÖNOK Murat, Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi Işığında Siber Suçlarla Mücadelede Uluslararası İşbirliği, DergiPark.

ÖZSOY Nevzat, Yargıtay Kararları Işığında Doğrudan Bilişim Suçları, Yaşar Hukuk Dergisi, C.1, Temmuz 2019.

PARLAR Ali, Türk Ceza Hukukunda Dolandırıcılık Suçları, 2. Baskı, Bilge Yayınevi, Ankara, 2015.

Siber Zorbalık ve Güvenli İnternet Projesi, Siber Zorbalık Nedir?

TAHANCI HUKUK BÜROSU, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması.

TEVETOĞLU Mete, Bilişim Hukuku, İstanbul, Kadir Has Üniversitesi Yayınları, 2006.

TURAN Metin / KÜLCÜ Özgür, Türkiye'de Bilişim Suçlarının Tanımlanması ve Yaşanan İhlallere Yönelik İçerik Analizi, Türk Kütüphaneciliği, 2014.

TURAN Metin, Bilişim Hukuku, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, 2020.

Türkiye Barolar Birliği, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi.

UNIVERSAL HUKUK BÜROSU, Yasak Cihaz ve Programlar Suçu.

ÜNSAL Aydın, Bilişim Terimleri Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1981.

YILMAZ Furkan / GÜLLÜPINAR Fuat, Türkiye'de Bilişim Suçlarının Kriminolojik Açıdan Değerlendirilmesi: Bilişim Suçlarının Hukuksal ve Sosyolojik Boyutlarının Analizi, OPUS (Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi), Gazi Üniversitesi Bilişim Enstitüsü, Ankara, 2020.

← Tüm Makaleler Ana Sayfa ↗