Giriş
Teknolojik gelişmelerle birlikte yapay zeka alanında büyük bir ilerleme kaydedilmiş ve bu ilerlemenin sonsuz ve belirsiz olması sebebi, yapay zekanın hukukun ilgi alanına zamanla daha fazla girmesi sonucunu doğurmuştur. Bununla birlikte yapay zeka gelişimi öyle bir hal almıştır ki insan katkısı olmadan üretilen ürünler ortaya koymaktadır. İnsan hayatında bu denli etkili olan olguya hukukla birlikte diğer bilim dallarının da ilgisi artmaktadır. 'Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)' kapsamında değerlendirilecek olan yapay zekanın ürettiği ürünlerin eser olarak kabul edilebilirliği hakkında ve bu ürünlerin eser olarak ele alınması halinde eser sahipliği kavramının, buna bağlı telif hakkından kimin faydalanacağı hususunda tezler ortaya atılmaktadır.
Güncel anlamda yapay zeka tarafından üretilen ürünlerin hukuki niteliklerinin ne olduğu tartışması, doktrinsel görüşlerin yeniden değerlendirilmesini ve kanun boşluklarının tespitine yönelik çalışmaların yeniden gözden geçirilmesini sağlamıştır. Herhangi bir ürünün hukuken korunabilmesi, onun fikri eser olarak kabul edilebilmesine bağlıdır. Bu anlamda bir fikri eserin taşıması gereken belirli unsurlar bulunmaktadır. Yapay zekanın ortaya koyduğu ürünler ise iki kategoriye ayrılmaktadır. Bu ayrımın bir tarafını bilgisayar tarafından desteklenmiş ürünler oluştururken diğer tarafını ise bilgisayar tarafından üretilmiş ürünler oluşturmaktadır.
Bu çalışma genel hatlarıyla yapay zeka ürünlerinde, doktrin ve literatürün benimsediği eser unsurlarının mevcut olup olmadığını, binaenaleyh FSEK kapsamında yapay zeka ürünlerinin bir eser olup olmayacağını ve ayrıca yapay zeka eser olarak kabul edilirse telif hakkı tartışmalarını ele almaktadır.
Yapay Zeka Tanımı
Tarihte üç büyük vaka olarak kabul edilen ve bahsedilmesi zaruri olan gelişmeler bulunmaktadır. İlk olarak, evrenin yaratılışı, sonrası ise yaşamın cereyan etmesidir. Bahsi geçenlerle aynı derecede önem arz eden üçüncü vaka ise yapay zekanın ortaya çıkmasıdır. Bazı kesimlerce tedirginlikle karşılanan yapay zekâ kavramının donanım ve kapasitesinin tahmin edilemez, öngörülemez ve sonsuz olabilmesinden kaynaklı ortaya çıkan bilinmezlik tedirginliğe gerekçe gösterilmektedir. Yapay zeka kavramının insan bakış açısında değişimi tam ve doğru bir şekilde kavranamamaktadır. Yaygın insanımızın bakış açısı bilimkurgu ögesi olarak olsa bile hepimizin hayatında yer aldığı konum itibarı ile gerçek durum bundan çok farklıdır. İnsanlık bunun tam olarak farkında olmasa da yapay zekâ yaşamın her anında bize destek vermektedir. Bazen varlığının farkına bile varamadığımız yapay zekâ, arabaların abs fren sisteminin hangi anda harekete geçeceğini düzenleyen bilgisayarlardan, yakıt enjeksiyonu değişkenliğini belirleyen bilgisayara kadar günlük yaşamda rol oynar. Yine çok yaygın kullanımı bulunan telefonlardaki harita hizmeti, hava durumu uygulamaları, karşılıklı Siri ile sohbet hepsi birer yapay zekadır. Yapay zekayı daha geniş anlamda zeki olup olmadığına bakılmaksızın bilişime hizmet eden her etkinliği yapay organizasyona, doğaldan daha üstün başarı ile nasıl yükletilebileceğidir.
Şu var ki; tarihte ilk defa Amerikalı bilgisayar bilimcisi John McCarthy 1956 yılında yapay zekayı tarif ederken, zeki bulunan insan hareketlerinin makinelere öğretilebilmesi, yaptırılması ifadelerini kullanmaktadır. Diğer bir yaklaşımdan söz edecek olursak yapay zekâ makinelere çevrelerinde cereyan eden hadiseleri algılayabilme niteliğini, diğer bir ifade ile zekayı kazandırma çabasıdır. Ortaya konan ve benimsenen bir diğer tanım da, yapay zekanın, insan zekası model alınmak suretiyle geliştirilen, bilgisayar ve makinelere insan gibi akıl yürütme, birtakım tecrübeler sonucunda deneyim kazanma ve genelleme kabiliyeti ortaya çıkarmaya yarayan bir teknik olduğu yönündedir. Normalde insana ait özellikler olan öğrenme, geliştirme, deneyimleme, bir sonuca varma gibi yeteneklere sahip sistem olarak ifade edilebilir. Aslında tüm bunlara binaen kastedilen şey, yapay zekanın akıllı insanların meydana getirdikleri faaliyetleri yapan nitelikteki zekanın adlandırılmasıdır. Bu ifadeye göre yapay zekâ, bir bilişim robotunda, akıllı cihazlarda, farklı alanlarda hizmet veren bir programlı teknolojik alette yer bulabilir. Anlaşılması gereken husus insan zekasının kendisini ortaya koyma şekline, yapay zekanın ürettiği ürünlerle ve geliştirdiği yöntemlerle, insan zekasına yakın ya da benzerlik gösterilebilir olması noktasıdır.
Robot Kavramı
Hareket kabiliyeti sergileyebilmesi açısından daha çok yapay özne olarak kabul edilen robotik bir yapının öncelendiği kabul edilebilir. Bu özellik yapay zeka tasarıları için bir şart değildir. Zira akıllı cihazlarda veya bilgisayarlarda yararlanılan yapay zeka yazılımları, bu bakımdan fiziki varlık göstermemektedir. Ancak yapay zekanın ortaya çıkışını tarif etmek adına robot kelimesinin tarihini irdelemekte fayda bulunmaktadır. Yazar olan Karel Capek'in 1921 yılında ortaya koymuş olduğu 'Rosumovi Umeli Roboti' (Rosum'un Evrensel Robotları) adlı tiyatro eseri sayesinde robot kavramı literatürde yer bulmuştur. Robot kelimesi Çek dilinde zorunlu iş gücü, yüklü çalışma anlamlarına gelirken, robotik tabiri ise köylü anlamını taşımaktadır. Capek, ortaya koyduğu tiyatro oyununda robotları metal yapılardan çok sentetik insanlar şeklinde tanımlamaktadır. Gerçek insan izlenimi verse de, bu robotların insani duyguları, kurulabilen hayalleri ve ruhları bulunmamaktadır. Belleklerinde kayıtları muhafaza edebilmelerine rağmen bilinmeyen bir şey düşünüp ortaya koyamazlar. Tiyatro oyununun nihayetinde ise başta ucuz iş kaynağı ve ordu komutasında görevli olarak dizayn edilen bu robotlar, bir süre sonra beklenmedik bir yükselişe geçer ve insanlığı devirir. Yapay zeka bir yazılımdır. Programın yapay zeka niteliğinde herhangi bir teknolojik alette karşımıza çıkması da olağandır. Fakat yapay zeka her zaman robot üzerinde vücut bulmayabilir. Bu durumun tam tersi de karşımıza çıkabilir. Günümüzde kullanılan her robot cismin yüklenilmiş bir yapay zeka şartı yoktur.
Yapay Zekanın Hukuki Durumu
Yapay zekanın gelişimindeki belirsizlikler sebep olabileceği haksızlıklar ve hak yoksunlukları gibi durumlarda bilhassa TBK'da yer almış olan kusur sorumluluğu müessesesine bağlı olarak yorumlanması ve anlaşılabilmesi zor gözükmektedir. Buna bağlı olarak yapay zekanın hukuki niteliği tartışmaya açık olacaktır.
Kusur kavramı ilgili mevzuatta kasten ve ihmalen olarak iki ayrı kısım düzenlenmiştir. Hukuka aykırı bir fiilin, istekle veya yetecek boyutta hukuk düzeninde bozulmaya sebep olacak davranıştan çekinme kabiliyetini göstermeme olarak değerlendirilmektedir. TBK, haksız fiil ve buna bağlı oluşan zarardan şahısları sorumlu tutar ve zararın giderilmesi yaptırımını uygular (TBK m. 49). Aynı şekilde kanun, kasten işlenmiş, ahlaka aykırı fiilleri de bir yaptırım uygulayarak sonuçlandırır. Ayırt etme gücüne sahip her kişi bu yaptırımla karşılaşabilecektir. Kişiye bu bakımdan bir sorumluluk yüklemek açısından fiil ehliyeti, ayırt etme gücüdür. Hakkaniyet gereğinden yeri geldiğinde sorumluluk açısından kusur şart değilse de ayırt etme gücüne sahip olmayan kimseler oluşturduğu zararın giderilmesinden sorumludur (TBK m. 65). Bu kusursuz sorumluluk hali kendi kendisine yeni ürün ortaya koyan otonom yapay zeka bakımından eylemlerinin nitelendirilmesi açısından önemlidir. İlgili mevzuatta yapay zeka hukuki durum değerlendirmesinde eksik kalmış bu sebeple farklı ihtiyari değerlendirmeler ortaya çıkmıştır. Bu açıdan yapay zekanın hukuki anlamda nitelendirilebilmesi için bir kişi mi yoksa eşya mı olduğunun irdelenmesi gerekmektedir.
Yapay zekanın hukuki statüsüne ilişkin öne sürülen birtakım tezler bulunmaktadır. Bu önerilerden bahsedecek olursak; 'yapay zeka hukuki statüye gerek kalmayacak durumdadır' görüşü var olmaktadır. Başka bir anlatımla, yapay zeka hak ve sorumlulukları açısından belirli miktarda gelişme gösterebilir. Bu nedenle belirli bir sigorta sistemi ile kontrol edilebileceği, ortaya çıkabilecek zararların yönetilebileceği böylelikle yapay zekanın bir obje olarak değerlendirilmesi gerektiği fikri savunulmaktadır. Bunun gibi değerlendirilmesi gerektiğini savunan yazarlar yapay zekanın kanunları ve hukuk düzenini anlamadığını bu sebeple ona uygun davranamayacağını, düzene uygun davranma yeteneğine sahip olmayana hak ve sorumluluk yüklemenin hakkaniyete aykırı düşeceğinden bahisle hak ve sorumluluk yüklenmemesinin öngörülebilir olmadığını savunmaktadırlar. Başka bir görüşte, yapay zekanın hukuk düzenine uygun davranabilme yükünün asıl kullanıcıya yükletilebileceğidir. Asıl kullanıcı temsili olarak bu durumda sorumluluk altında bulunacak kişidir. Yapay zekanın bir obje gibi özne kabul edildiği görüşünde; insan olmayan ama özne olarak kabul edilebileceğini belirten tez görüşünde ise, kendi başına yeni ürün ortaya koyma kabiliyetinden yola çıkarak onu asıl ortaya koyan şahıstan özgünlüğünü ilan ederek ayrışmasını önemsemektedir.
Yapay zeka hukuken bir eşya olarak kabul edilecek olursa mülkiyeti elinde bulunduran kişinin sorumluluğu gündeme gelecektir. Bu görüş karşısında bazı yazarlar yapay zekanın insandan daha ileri hamleler yapıyor olmasına bağlı olarak eşya hukuku düzenlemelerinin yapay zekanın sorumluluğunu belirlemede yetersiz kalabileceğini savunmaktadır. Buna karşılık yapay zekanın öylesine bir varlık olmadığını savunup kölelik kavramını ve statüsünü eşya hukuku alanında ortaya sunmaktadır. Kölelik modelinde ise yapay zeka üzerinde mutlak ve ayni hakka sahip olan şahsın yapay zekadan çıkacak ürünlerinde mutlak ve ayni haklarına sahip olacağı prensibine dayanarak telif hakları üzerinde söz sahibi olacağı fikri ortaya çıkabilir.
Güncel olan fakat değişmeye muhtaç olabilecek kısım, günümüzdeki hayatımıza değer katan yapay zekanın otonomi düzeyi ona kusur yükleyebilecek seviyeye ulaşmamıştır. Değişimi ve gelişimi sürdükçe yeni tip yapay zekalar ortaya çıktıkça henüz eşya statüsünde bulunmadığından yüklenemeyen haksız fiil sorumluluğu ilerde belki de yüklenebilecektir.
Fikri Hak Tanımı
"Fikri haklar" ifadesi, günün olağan akışında İngilizcede "intellectual property" olarak geçmekte, kısa tanımı ise 'IP' şeklinde kullanılan fikri ve sınai tüm hakları özetlemek için yararlanılan kavramlardır. Bununla birlikte fikri ve sınai hakları ele alan demirbaş kabul edilen üç mevzuat yer almaktadır. Bunlar; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK — 5846 sayılı), Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK — 6769 sayılı) ve Entegre Devre Topoğrafyalarının Korunması Hakkında Kanun'dur (EDT Kanunu — 5147 sayılı).
FSEK; "eser niteliğine sahip, sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini, buna bağlı maddi-manevi hakları" kapsamaktadır. SMK'nın ele aldığı kavramlar ise; patent, marka, faydalı ürün olarak kabul edilebilecek sınai mülkiyet hakları bakımından düzenleme yapmıştır. Bahsi geçen iki ayrı mevzuata karşı daha az yaygın olan Entegre Devre Topoğrafyalarının Korunması Hakkında Kanun, bilgi işlem sektörüne has ürünün hukuki açıdan korunmasını ele almaktadır. İlk iki mevzuata nazaran daha az bilinen işbu üçüncü sıradaki Kanun ise; bilişim sektörüne dair ürünlerin muhafazasını ele almakla birlikte entegre devre topoğrafyasından bahsetmektedir. Konu ile ilgili ele alınacak bahsi geçen mevzuatlar korunan değerlerin tümüne "fikri ürün" ve ürünlerin hukuki haklarının bütününü "fikri ve sınai mülkiyet" veya "fikri haklar" şeklinde değerlendirilecektir.
Fikri Hukukta Eser Tarifi ve Fikri Eser Ögeleri
Eser Tarifi
Eser, fikri mülkiyet hukuku anlamıyla bir kavramdan çok daha fazlası bir öneme sahiptir. İnsanın, zihin süzgecinden elenmek suretiyle şekillendirdiği ve ortaya koyduğu hayal gücüyle meydana getirilen eser bu anlamda fikri mülkiyet hukukunun çekirdeğini teşkil etmektedir.
Bir fikri ürünün, FSEK kapsamında eser sayılabilmesi dış dünyaya aktarıldığında hukuk düzenince muhafazaya layık görülebilmesine bağlıdır. Eser, FSEK'te; "sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini… ifade eder" şeklinde tarif edilmektedir. Mevzuatta yer verilen tarif bakımından eser tarifini taşımak adına ürünün birtakım özellikleri taşıması lazım geldiği söylenebilir.
Literatürde eser kavramına dair farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Arapça kökenli bir kelime olan eser, 'ayak izi', 'iz', 'işaret' anlamlarını ifade etmektedir. Türk Dil Kurumu sözlük kapsamında eser; emek nihayetinde ortaya konmuş ürün, yapıt, iz, işaret, soyut unsurlarda işaret açıklamalarıyla tanımlanmaktadır. Bu tanımları taşımasına bağlı olarak salt düşünceyle meydana getirilen ürünmüş gibi tabirlemek doğru olmayacaktır. Çünkü eser, her gerçeğin öncülendiği herhangi bir dil, renk veya biçimle tarif edilebilecek her fikrin kavramı olabilir. Bu fikrin ortaya çıkması bazı durumlarda tamamen insanın iç dünyasının mülahaza edilmesiyle meydana geliyorken, bazı durumlarda ise dış dünyanın tesiri sonucu düşüncelerin etkilenmesiyle de mümkündür.
Eserin hukukun ilgi alanına ve korumasına girebilmesi için sahibinin tasarrufundan çıkmış ve algılanabilir olması gerekir. Türk pozitif hukuku kapsamında ele alınacak olursa 5846 Sayılı FSEK 1. Maddesinde eser kavramının sınırları çizilirken herhangi hususiyet niteliğine haiz fikri ürün eser olarak korunabilecek ve kanunun belirlediği edebiyat veya bilim sanat eserleri kategorilerinde var olabilmesi gerekmektedir.
Fikri Eser Unsurları
Eser, sahibinin iç dünyasından çıkıp üçüncü kişilerin tasarrufuna sunulduğunda hukukun korumasını hak etmektedir. Ancak hukuki korumadan faydalanabilmek için kanunun aradığı şartların taşınması gerekmektedir. 5846 Sayılı FSEK madde 1B/a bendinde bu şartlar iki adet olarak düzenlenmektedir. Bunlardan ilki; eser, kanunun belirlediği edebiyat, bilim sanat eserleri gruplarından birisi içerisinde olmalı, ikincisi; eser sahibinin hususiyetini taşıyor olmalıdır. Kanunun aradığı unsurların birlikte ve o an eserde var olmaları zaruridir.
Yargıtay gözünden de 5846 Sayılı FSEK'in şartlarını bulunduran ürünün eser olarak korunabileceği vurgusu yapılmıştır. Yargıtay bu hususu ele aldığı bir kararında '…bir fikri ürünün eser olarak kabul edilebilmesi için, FSEK m. 1/1'de sayılan eserler içinde yer alması (objektif unsur) ve sahibinin hususiyetini taşıması, başka bir anlatımda "özgün olma", "yaratıcı özellik" taşınması (sübjektif koşul)…' demek suretiyle FSEK kapsamındaki bu unsurları objektif ve sübjektif koşul olarak ikiye ayırmıştır.
Eser Grupları Arasında Yer Almak (Objektif Unsur)
Herhangi bir fikri ürünü eser sınıfında ele alabilmemiz için objektif bakımdan kavranabilir özelliğinin olması gerekmektedir. Başkaca tarif edecek olursak eser, teknik destekle diğer şahıslar tarafından algılanabilir nitelikte olmalıdır. Buna göre sadece sahibinin zihninde kalmış ve dışa aktarılamamış ve başkaca insanlar tarafından kavranılamayacak mutlak fikirler, eser niteliğine sahip olmayacak ve FSEK kapsamında eser olmayana hukuki koruma da olmayacağından telif hakkı söz konusu olmayacaktır. Ancak belli bir şekil almış fakat bitmemiş fikri ürünler de sahibinin hususiyetinden izler taşıması şartı ile birlikte diğer şartları da taşıyorsa eser olarak kabul görebilecektir.
5846 Sayılı FSEK, belirli sayıda eser grubu belirlemiş, bunu numerus clausus ilkesine dayandırmıştır. Kanunun 2. maddesi ile 7. maddesi ara kısmında düzenlenen eserler sırayla; ilim ve edebiyat eserleri, müzik eserleri, güzel sanat eserleri, sinema eserleri, işlenme ve derlemeler ile alenileşmiş ve yayımlanmış eserlerdir. Böylelikle kategoride 6 eser olduğu görülmektedir. Kanununca belirlenmiş olan bu çerçeve kesin olması itibariyle daraltılıp genişletilemez niteliktedir. Yalnız kanunun 2-5. maddeler ara kısmında eser farklılığını tarif ederken 'her biçim, her türlü, her nevi altında ifade edilen' şeklinde tanımlamada eser grupları içerisinde var olan eser türlerinin sayısının artması, sınıfın niteliğini göstermesine dayanarak olağan kılınmaktadır.
Sahibinin Hususiyetini Taşımak (Sübjektif Unsur)
Fikri mülkiyet hukukunun merkezi eser nedir ne olmalıdır sorularının cevabıdır. Lakin şüphesiz eser kavramına ilişkin soru cevabın merkezini hususiyet kriteri oluşturmaktadır. Sübjektif şart kriterini taşımak, özgün ve yeni bir ürünün ortaya koyanın hususiyetini taşıması halinde FSEK tarafından eser niteliğinde korunması ve telif hakkı elde edebilmesi hali söz konusu olabilecektir. Mutlak bir şart olarak hususiyet, eseri ortaya koyan şahsın eserde ifadesini bulan bilgi birikimini, bireyselliğini, kişiliğini ve yaratıcı katkısını yansıtmaktadır. Eserde bilgi birikimini görebilmek için kişilik, bireysellik gibi katkıları anlatım ve usulü ile özgün halde algılanabilir olur. Herkes tarafından düşünülmesi ya da şekillendirilmesi mümkün olmayan bir fikrin, eser sahibinin kişilik özellikleriyle oluşturulması tamamen hususiyet unsurunun varlığına bağlı bir durumdur.
Anglo-Sakson hukuk sisteminde hususiyet kavramı eserdeki orijinallik olarak görülürken, Kıta Avrupası hukuk sistemlerinde (droit d'auteur) eseri ortaya koyan kişinin kişiliğe dair özgünlüğü ve bireysel oluşu üzerine kurulmuş ve göz önünde tutulmuş bir tariftir. Bu açıdan hususiyet, eser sahibinin bünyesinde bulunan yaratıcılığı ve özgünlüğü, genelden ayırıcı ve farklı bir nitelikle sergilemektedir. Eseri meydana getirenin bu hedefi gerçekleştirebilmesi ise, bilgeliğine, yeni ürün ortaya koyabilme kabiliyetine, şahsiyetine güvenerek özgün halde eseri nasıl ortaya koyduğu, bilim sanatla ilgilenen her kişide değişiklik gösteren usul ve anlatımla meydana gelmektedir. Eser sahibinin esere hususiyetini yansıtması ortaya koyduğu üslup ve anlatıma bağlıdır. Eser sahibi yaratıcı ve özgün fikri emeği nihayetinde meydana getirdiği ürünleri algılanabilir durumda sunmaktadır. FSEK kapsamında fikri ürünün eser niteliğinde güvence altına alınmasında, eserde korunacak husus eserin ortaya konmasında lazım gelen hususiyete dayanmaktadır.
Türk fikri mülkiyet hukuku kapsamında literatürde veya öğretide hususiyet kavramının tanımı ve çerçevesi hakkında üzerinde anlaşılan ortak bir görüş bulunmamaktadır. Farklı yazarların çeşitli tanımları gündeme gelmektedir. Hususiyeti, eserin sahibine atfedilmesini sağlayan bağımsız bir faaliyet olarak değerlendiren yaklaşımlar mevcuttur. Hususiyet, Tekinalp'in savunduğu hali ile eser sahibinin anlatım usulü ile algılanabilir olan, sanatçının şahsiyetini, özgünlüğünü, eserdeki fikri emeğini gösteren mühür olarak değerlendirilmektedir. Hususiyet daha çok sanatçının anlatım usulünde göze çarpacak nitelikte bir şarttır. Bazen bazı eserlerin sahiplerinin elinden eserlerle daha önceden karşılaşmış olan insan daha sonraki eserlerin aynı sanatçıya ait olduğunu basit bir şekilde bilebilir. Hususiyet kavramı bu tür eserlerin içerisinde yoğun yoğrulmuş haldedir. Benzer nitelikte hususiyeti bazı eserlerde görsek de her eser bu sınıfta bir hususiyet yoğunluğu ile karşımıza çıkmayabilir. Buna bağlı olarak karşımıza çıkacak fikri ürünün, eseri ortaya koyanın hususiyetini ne denli taşıdığı teknik bir bilgiyle ortaya çıkacağından bilirkişiye başvurma zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Bu durumla beraber, hususiyet yalnızca üsluba indirgenebilecek bir husus değildir. Çok daha fazlası anlamına gelen hususiyet, eser sahibinin zihninden esere yansıttığı emeğin bütünü ve eser üzerindeki eşsiz katkıyı işaret eder.
FSEK Kapsamında Yapay Zeka Ürünlerinin Eser Niteliği ve Telif Hakları Yorumları
Bir fikri ürünü veya sanat değerine sahip ürünü 5846 Sayılı FSEK kapsamında eser niteliğinde ele alabilmek için aranılacak olan hususlar; kanun çerçevesindeki eser içerisinde bulunma, biçim olarak algılanabilir olabilme niteliği, sahibinin özgün ürün yaratma kabiliyeti ve son durakta eser sahibinin kendine bağlı hususiyeti bulundurma kriteridir.
Yapay zekadan ortaya çıkacak fikri ürünler iki şekilde karşımıza çıkabilmektedir. Bunlardan ilki; bilgisayarca desteklenerek ortaya çıkmış ürünler (computer assisted), ikincisi; direkt olarak bilgisayarca ortaya konmuş (computer generated) ürünlerdir. Başka anlatımla, yapay zeka direkt bir ürün üretebilir ya da yapay zeka kullanılarak bir ürün meydana getirilebilir. Yapay zeka kullanılarak ortaya konmuş fikirlerden, bilgisayar tarafından desteklenerek ortaya çıkmış ürünler dendiğinde ürünü bir şahıs ortaya koymuştur fakat yapay zekadan araç olması yolu ile faydalanmıştır. Türün bu haliyle fikri haklar anlamında bir anlaşmazlık yoktur. Bu ürünler açısından bir değerlendirme yapılacak olursa buradaki yapay zeka fotoğrafçıya ait fotoğraf makinesine benzer. Dolayısıyla durum nettir ve hukuki boyutta karışık bulunmadığından tartışmaya kapalıdır.
Günümüzde ise teknolojik imkanlar sayesinde gelinen noktada yapay zeka kullanılarak ortaya konan fikri ürünlerden, bilgisayar tarafından üretilmiş ürünler için eser sayılmanın şartlarını taşıması konusunda bazı hukuki tartışmalar söz konusudur. Zira fikri ve sınai mülkiyet açısından hukukta düzenlemeler ele alınacak olursa dünya genelinde mevzuat oluşturulduğunda bilgisayar ürününün ve yapay zekanın yalnızca bir araç olup öyle kalacağı sanılmıştır. Teknolojide gelinen noktada yapay zekanın devrimi nihayetinde bağımsız bir şekilde insan desteğinden yoksun halde ürün üretir hale gelmiştir. İnsan eli değmeden, saf ve bağımsız olarak yapay zekaca meydana getirilen (computer-generated) yapıtlar üstündeki fikri hak sahipliğine ilişkin tartışmalar fikri ve sınai mülkiyet hukuku kapsamında yoğunlaşmaktadır.
İnsan katkısı olmadan farklı yapıtlar üreten yapay zeka açısından eser niteliği taşıma şartlarından, eser grupları arasında yer alma ve algılanabilir olma bakımından şartların bulundurulması konusunda bir sıkıntı yoktur. Mevzuatta yer alan eser grubu kapsamında yapay zeka müzik, edebiyat ya da benzer sınıfta türler ortaya koyabilir. Ortaya konan ürünler kavranabilir, algılanabilir çerçevede olması olağan ürünlerdir. Örnek verilecek olursa; California'da David Cope, Annie adında yapay zeka çalışması ortaya koymuştur. Annie adındaki bu ürün, müzik alanında makine öğrenimi tekniği ile sürekli bir yenilik, gelişim göstermiştir. Dinleyicilerin beğenisini toplamış ve müzik besteleme konusunda insan tarafından ortaya konan müzik eserlerinden farkının olmadığını ispatlayarak dinleyicide hayranlık uyandırmıştır. Annie müzik yapmakla kalmayarak kendini bir adım daha öteye taşıyarak, metin oluşturması planlanmamasına karşın yalnız beste ile kalmayarak Japonya'da yaygın bir tür olan "Haiku" şiirlerinin yazarı olmuştur. Yazılan şiirler ise insan üretimi kadar eşsiz ve benzersizdir. Almanya'da ise karşımıza paletten fırça yardımıyla boya alarak muazzam fırça imzalarıyla tabloyu dolduran bir sanatçı çıkmaktadır. Bilinenin aksine bu sanatçının bir robot oluşu ve yapay zekanın ne denli yol kat ettiğinin ortaya konmuş olması bilim adına yeniliğin değişimidir. Bahsi geçen E-David isimli robot, yapay zekanın otonom çalışmasıyla fikri bir ürün ortaya koymasının bir başlangıcı olarak değerlendirilmektedir. Başka bir örnek de İngiltere'den verilecek olursa; dünyada bir bilgisayar programı tarafından ortaya konan ilk müzikal Londra Sanat Tiyatrosu'nda seyirci karşısına çıkmıştır. 2016 yılında seyirci karşısına çıkan 'Beyond the Fence' isimli bu müzikalin meydana getirilmesi, bilgisayara başarılı ve başarısız müzikallerin dinletilmesi sonucunda bilgisayarın 1980'li yıllara ait bir aşk hikayesinden ilham almasına bağlıdır. Bu halde otonom bir şekilde saf yapay zeka kullanılarak ortaya konan bu ürünlerin telif hakkının kime ait olacağı tartışması ortaya çıkmaktadır. FSEK kapsamında ortaya konan çalışmaların koruma altına alınması adına en mühim husus mevzuatın eser niteliği, hukuki anlamda koruma için şart olarak kabul ettiği hususiyet kriteridir.
Yapay zeka, insanın teknolojiyi geliştirmesi ile ortaya çıkan nihayetinde ise insan olmayan bir varlıktır. Dürüstlük ilkesi kapsamında değerlendirildiğinde, yapay zeka tarafından meydana getirilen buluşların, ortaya koyulan üründe buluş emeği olanın değil de gerçek kişiymiş gibi kaydedilmesi düzene hakim olan ilkeyle bağdaşmamaktadır. Buna ek olarak ilgili mevzuattaki müellif tanımına bağlı olarak, insanoğlu eli değmemiş, saf yapay zeka ürünü olarak ortaya konan buluşlarda patent hakkı olsa da bunun kimseye tanınmaması riski söz konusu olabilir.
Mevzuatta patent açısından koruma, buluşa imza atana, ortaya koyduğu ürünü aleni hale getirmesi şartıyla bir vakit korumayı tekel mahiyetinde temin eder. İnovasyonun teşvik edilmesine bu koruma hizmet eder. Buluşa imza atan eğer gerçek kişi ise 20 yıl patent koruma süresi tanınır. Ancak otonom halde meydana gelen bu ürünlerin tekel anlamda bu kadar uzun süreli koruma altına alınıyor olması yapay zeka ile pazarda bulunan diğer firmalar aleyhine risk meydana getirir. Bu açıdan değerlendirildiğinde yapay zeka buluşçu değerlendirilirse, yapay zeka ürünleri için bu anlamda sürenin azaltılması rekabet anlamında hukuki bir fayda sağlayacak adım olacaktır. Benzer durumda üreticilerce ortaya konan ürünler var olan kurallar değerlendirilir patentlenemezse, üretici kamuya açık buluşlar sunamaz. Buluş dahilindeki bilgilerin ticari sır olarak değerlendirilmesi sonucunu doğurabilecektir.
Otonomi kavramı hukukta hak ve sorumluluk yükletilebilecek bir yasal statüye, kusur sorumluluğu açısından sahip olabilmeyi ve ehliyeti işaret eder. Bu tariften yola çıkarak otonom yapay zekanın ortaya koyduğu ürünlerin kendilerine ait olacağı ve eylemlerinden dolayı kendilerinin sorumlu tutulacağı sonucu ortaya çıkmaktadır. FSEK kapsamında değerlendirildiğinde, kodlama kullanarak ve işlevsel ürün yapay zeka tarafından bulunmuşsa eser olarak değerlendirilemez. Yapay zekanın derin öğrenme gibi farklı yöntemlerle bilgi toplaması, bunlardan çıkarım yaparak bunları işlemesi nihayetinde bir seçim yaparak ürün ortaya çıkarması, otonominin gereğidir ve ürün sahibi olarak yapay zekanın kabul edilmesi gerektiğini göz önüne sermektedir. Bu anlamda FSEK kapsamında yapay zeka ürünlerinin eser olarak kabul edilip korunması gerektiği söylenebilir. Kanunda ve öğretideki kabul edilen kriterler olan; eser sahibinin hususiyetini taşıma, orijinallik, yenilik, yaratıcılık, fikri çalışmaya yönelik tanımlamaları otonom yapay zekanın karşıladığı görülmektedir. Yapay zekayı öncelikle tanıyarak neler yapabileceğini anlamak fakat onların bilişsel yapıları itibariyle gerçek kişi olmadıklarını kavramak gerekmektedir.
Otonom yapay zekanın ürününde bulunan, normalde insanın eserine yansıtması gereken şartlarla, hususiyeti, yeniliği ve fikri süzgeçleri birbirinden farklılık göstermektedir. Bu bakımdan 5846 sayılı FSEK m. 1B/a'nın eser sıfatı için aradığı hususiyet kriterinin yapay zekanın karşılayamayacağı düşünülebilir. Bu görüşün kabul edilmesi halinde 5846 sayılı FSEK bakımından yapay zekanın bağımsız ürünleri açısından hukuki koruma imkân bulamayacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 64. ve 27. maddesinden yola çıkarak diyebiliriz ki; sanat adına ortaya konan ürünlerin ve fikri eser niteliği taşıyan eserlerin muhafazası devletler tarafından yüklenilmesi gereken anayasal nitelikte bir sorumluluktur. Yapay zeka alanındaki gelişmeler de bu madde kapsamında kabul edilmelidir.
Fikri mülkiyet kapsamında yapay zeka ürünlerine bir koruma sağlanması faydalı düzeyde meydana gelen bu ürünleri desteklemek ve yatırımlarına güvence vermek açısından önemlidir. Hali hazırdaki kanunlarla yapay zeka tarafından üretilmiş ürünlerin 5846 sayılı FSEK m. 80 kapsamında güvence altına alınması mümkün olmaktadır. Bahsi geçen madde, 'eseri oluşturanın her nevi haklarını ihlal etmemek, eseri meydana getirenin müsaadesiyle eserden özgün bahseden sunan sanatçıları ifade eder. Ayrıca komşu haklarına değinmektedir. Bu durumda kanun kapsamında tanınan bağlı haklardan, yapay zekanın oluşturduğu buluşları keşfeden kişiler, eser sahipliğine ulaşamayacak fakat komşu haklarla üçüncü kişilerce bu ürünlerin haksız dağıtılmasını engelleyebileceklerdir. Bu açıdan yapay zeka ürünlerinin hukuki güvence altına alınabilmeleri bakımından 5846 Sayılı FSEK m. 80 önemlidir.
Eser Sahipliği Kavramının Yapay Zeka Ürünlerinde Yer Edinmesi ve Doktrindeki Tartışmalar
Yapay zeka hukuki statüsü ile birlikte bu ürünlerin eser kabul edilmesi halinde telif hakkının kanun kapsamında nasıl değerlendirilmesi gerektiği birtakım tartışmalara neden olmaktadır. Yapay zekada eser üzerinde sahiplik iddiası ve buna bağlı telif hakkı problemini FSEK kapsamında değerlendirmek adına 1B/b maddesini irdelemek gerekmektedir. Bu madde direkt olarak eseri var edeni eserin sahibi olarak kabul etmektedir.
Yapay zekanın ürettiği ürünlerin telif haklarına makinenin mi, makineyi icat edenin mi, kullananın mı talip olacağı problemine alternatif bir çözüm Ottawa Üniversitesi hukuk profesörü Jeremy de Beer tarafından sunulmuştur. Beer bahsi geçen soruna kamu mülkiyeti müessesesini önererek yaklaşmıştır. Beer'in yaklaşımında göz önüne alınması gereken en önemli kısım ise, yapay zeka insanın kabiliyetini de yenerek daha üstün bir eser çıkardığında gerçek insan buluşçu olduğundaki eser sahipliği kavramının otonom kabiliyete nasıl yükletileceği ve bu ürünün verdiği herhangi bir zarar halinde kimin sorumlu olacağı sorusunun ortaya çıktığıdır. Kanunda eser sahibi kişi olarak; sahiplik eseri meydana getirenindir. Herhangi bir işlenmenin ya da düzenlemenin yaratıcısı onu işleyen varlıktır. Bu kısımda asıl eser sahibinin hakları mahfuz tutulacaktır. Ortak bir çalışma haline gelen sinema yapıtlarında yönetmen, besteci, senaryo sahibi esere birlikte sahiptirler. Bazı sinema eserlerinde canlandırma yöntemi ile yapılmış olmasından animatör eser sahipleri listesinde yerini alır. Bu kanun maddesi dikkate alındığında, direkt olarak uygulanması halinde, ortaya konmuş ürünün eser sahibi olarak yapay zeka kayıt altına alınabilecektir. Fakat FSEK'in 2. maddesi 'kişi' kavramını kullanmaktadır. Hak ve borç altına girebilecek kişi hukukta gerçek kişidir. Bu halde eser sahibi için düzenlenen FSEK kapsamındaki maddi ve manevi haklara, çerçevesi çizilmiş bir şekilde gerçek kişilerin mülkiyetinde bulunduracağı sonucu çıkarılabilir. Bu halde yapay zekanın gerçek kişi olamaması gerekçe gösterilerek ürettiği ürünlerin telif hakkına sahip olamaması, eser sahipliği sıfatına haiz olamadığı için kanundan sağladığı haklardan faydalanamaması gündeme gelecektir. Eseri meydana getirenin, eser sahibi sayılması ilkesi, karine olarak kabul edilmesine rağmen uygulanabilmesinin engellenmiş olması durumu ortaya çıkacaktır.
Yapay zekanın eşya olarak ya da köle olarak kabul edildiği görüşünden bahsedecek olursak; yapay zekayı elinde bulunduran kişi, bir şeyi elinde bulunduran o şeyden türeyeceklerin de sahibi olur yaklaşımıyla hareket edecek olursa, ürünün mülkiyetini elinde bulunduranın yapay zekadan türeyecek yeni ürünlerin ve buna bağlı telif hakkının sahibi olabileceği görüşü gündeme gelecektir. Hali hazırda yapay zeka ve türeyenlerine bir hukuki sınıf tanımlanmamış olduğu göz önüne alınacak olursa, yapay zekanın bir kimsenin mülkiyetine tabi olması gündeme gelecektir. Böylece yapay zekanın mülkiyetine sahip olan kişinin yapay zekanın ürettiği ürünlerin de sahibi olması gerekecektir.
Başka bir görüşte ise, yapay zekanın bir ürün meydana getirmesine zemin hazırlayan ve olanak sağlayan kişinin yapay zekanın ortaya koyduğu ürünlerin sahibi olduğu ileri sürülmektedir. Bu anlamda yapay zekanın ürün üretmesi ve geliştirilmesi için olanak sağlayanın ürünün eser sahipliği hakkı oluşturulurken gerçek kişi veya tüzel kişi olması arasında fark olmayacağı görüşü savunulabilir. Bu halde yapay zeka konusunda teşvik sağlayan şirketlerin, yapay zekanın ürünlerinin sahibi olması söz konusu hale gelecektir. Bu fikrin desteklenmesi durumunda piyasada ciddi anlamda bir teşvik ve heves atmosferi oluşturulacaktır. Bunun faydası ise yapay zekaya daha çok sermaye harcanması ve gelişimi için şirketlerin atılım yapması sonucunu doğuracaktır. Ancak yapay zekaya teklif edilen kölelik sisteminin benimsenmesiyle benzer bir şekilde sonuçlanacak olan yapay zekanın mülkiyetine sahip olanın telif haklarına da sahip olması yapay zekanın gelişimine hiçbir katkı sağlamayarak hem çalışmalar açısından hem de toplumsal huzur açısından olumsuz sonuçlar doğurabilecektir.
Diğer taraftan yapay zeka için ortaya konan görüşlerden yapay zekaya bir hukuki sınıf verilecek olursa bunun yapay insan modeli olması düşünülecek olursa bilinen yasal statülere göre soyut kalacağından ve 'yapay insan' sıfatının tanımlanması ihtimal olamayacağından mümkün görünmemektedir. Benzer şekilde önerilen başka bir kişilik modeli olan 'yapay vekil' kişilik modelinde ise eser sahipliği temin edilemeyeceğinden uygulanabilir görünmemektedir. Zira eser sahipliği sıfatının insana yakıştırılabilir olması yapay zekanın kendi varlığı adına hareket etmesi ile değil insan namına vekaleten hareket etmiş olmasına bağlıdır.
Son bir görüş olarak yapay zeka ile ilgili ürettiği ürünler üzerinde onun eser sahibi sıfatını kazanmasını sağlayacak olan elektronik kişilik modelinin kabul edilmesi halinde sorunların çoğunlukla çözümlenebilmesi mümkün görünmektedir. Yapay zekanın hukuken bir kişi sayılabilmesine olanak sağlayan yapay zekaya tanınabilecek elektronik kişilik modeliyle, yapay zekanın ürettiği ürünlerin eser sahipliğinin ve telif haklarının da elektronik kişiye ait olması kabul edilebilecektir. Son dönemlerde yapay zekanın eser sahipliği ve telif hakkı tartışmaları üzerine yürütülen çalışmalar ve ortaya konan tezler nihayetinde elektronik kişilik görüşünün gittikçe daha fazla ilgi gördüğü ve benimsenerek yaygınlaştığı söylenebilir.
Bu görüşlerin hepsinin hizmet etmesi gereken nokta yapay zekanın politikalarının yapılandırılması sağlanırken bütün dünyayı saran bir niteliğe haiz olduğundan çalışmaların yaygınlığı, yayılması, yapay zekayı ikame araç görmeden, insan doğasının yerine konmadan insan çalışma alanlarına destek verilmesi gerektiği boyutundan ele alınmalıdır.
Sonuç
Teknolojik gelişmelerle birlikte günümüzde gelinen noktada yapay zekanın gelişimi ve insan yaşamına katkısı göz ardı edilemez hale gelmiştir. Kavram olarak 1956 yılında tanımlanan yapay zeka başlarda her ne kadar insan yaşamına yardım edebileceği, insanın yükümlülüklerini azaltabilecek bir şekilde düşünülse de bugün tahmin edilenin ötesinde insan yaşamının her anında kendini gösterebilme kabiliyetine sahiptir. Bu denli bir gelişim ve değişim gösteren yapay zeka teknolojisi her bilim dalının ilgisini çekse de günden güne hukuk dalından daha çok ilgi görmektedir.
Yapay zekanın insan müdahalesi olmadan ürün ortaya koyması hali, kısaca otonomlaşması, fikri mülkiyet hukuku bakımından eser niteliğine haiz olup olmadığı, bu ürünlerin eser olarak kabul edilmesi halinde telif haklarının verileceği böylelikle eser sahibinin kim olacağı tartışmaları doğurmaktadır.
Fikri mülkiyet hukukunun amacı olan fikir ve sanat eserlerinin korunmasına FSEK'in hizmet edebilmesi için fikri çalışmanın eser olarak kabul görmesi gerekmektedir. Kanunda eser sayılabilecekler numerus clausus ilkesine göre sayılmış olmakla eser niteliğinde aranılacak en önemli kriter hususiyet şartıdır. FSEK kapsamında literatürde veya doktrinde kabul görmüş bir tanım bulunmamaktadır. Genel itibariyle bilirkişiler tarafından yaratıcılık, yenilik, özgün olma biçiminde tanımlanmaktadır.
FSEK m. 8 'bir eserin sahibi onu meydana getirendir.' denmekle eseri meydana getiren kişinin eser sahibi olduğu karine olarak kabul edilmektedir. Ayrıca kanundan anlaşılacağı üzere eser sahibi ancak gerçek kişi olabilmektedir. Bu durumda fikri haklardan sadece gerçek kişiler faydalanabilmektedir. Yapay zekanın ürettiği ürünler açısından bakıldığında FSEK kapsamında eser nitelikleri ve sahiplikleri henüz çözümlenmiş olmamakla tartışmalıdır. Yapay zekaya önerilen kişilik modellerinin, kanunun aradığı gerçek kişi kavramını karşılayamayacak olduğunun bir gerçek olmasının altını çizerek, en gerçekçi çözüm elektronik kişilik modeli ile yapay zekanın eser niteliği ve telif hakkı sorununun çözülebileceğidir. Bu halde yapay zekanın eser sahibi olarak kendi adına bir sicilde kayıtlı tutulması ve elde edeceği mali ve manevi hakların, sicili dahilinde bir fonda toplanması ve gerekli durumlarda fonun devreye sokulması, fikri mülkiyet hukuku kapsamında yapay zekanın eser sahipliğine de olanak tanımaktadır. En makul çözümün elektronik kişilik modeli ve fon olacağı belirtilmekle birlikte mevcut yasaların yapay zekanın eser niteliğine haiz olması hakkında ve telif hakkının kime verileceği konusunda yetersiz kaldığını anlamakla yeni düzenlemelere ve kanuna ihtiyaç olduğu çalışma nihayetinde gerekli olduğu kanısındayız.
Kaynakça
ARSLANLI Halil, Fikri Hukuk Dersleri II: Fikri Sanat Eserleri, İstanbul, Sulhi Garan Matbaası, 1954.
ATEŞ Mustafa, Fikri Hukukta Eser Sahipliği, Adalet Yayınevi, 2012.
BENLİ Erman / ŞENEL Gayenur, Yapay Zeka ve Haksız Fiil Hukuku, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020.
ERSOY Çağlar, Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuk, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2017.
HOCAOĞLU Hatice, Yapay Zekâ Ürünleri Üzerinde Fikri Haklar, 2021.
KARA KILIÇARSLAN Seda, Yapay Zekanın Hukuki Statüsü ve Hukuki Kişiliği Üzerine Tartışmalar, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, 2019.
KAYNAK BALTA Büşra, Yapay Zeka Ürünlerinin Hukuki Niteliği ve Fikri Eser Kavramı, Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXIV, Temmuz 2020.
KAYNAK BALTA Büşra, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Kapsamında Eser Kavramı ve Yapay Zeka Ürünleri, Seçkin Hukuk, Ankara, 2021.
SİNGİL Nesrin, Yapay Zekâ ve İnsan Hakları, Public and Private International Law Bulletin, 2022.
SULUK Cahit / KARASU Rauf / NAL Temel, Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2017.
TEKİNALP Ünal, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul, Vedat Kitapçılık, Güncelleştirilmiş ve Genişletilmiş 5. Baskı, 2012.
TURAN Tülay / KEMALOĞLU Nazan / KÜÇÜKSİLLE Ecir, Hukukta Yapay Zeka: Çalışmalar ve Gelecek Öngörüleri, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 2020.
YAVUZ / ALICA / MERDİVAN, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu.
YÜKSEL Armağan / BOZKURT Ebru, Yapay Zekânın Buluşlarının Patentlenmesi, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2018.
ZORLUEL Mustafa, Yapay Zekâ ve Telif Hakkı, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2019.